Türkiye daha önce yaşanmış olaylardan ders çıkartma kapasitesinin çok düşük olduğu bir ülke. Umulan sonucu vermeyen bir yöntem yeniden kullanılabiliyor, felaketlere yol açan yanlışlar aynen tekrarlanabiliyor.
Türkiye’de seçmen desteğini arkasında hisseden iktidar partisi, ülkeyi tamamen kendi keyfine göre yönetebileceği yanılgısına kapılabiliyor.
Seçmen desteğinden umudunu kesmiş olan iktidar karşıtları ise seçmen desteğine sahip olan partiyi mahkeme kararıyla kapattırarak yeniden ülkenin hâkimi haline gelmenin hayaliyle yaşıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kapatılması için açılan dava bu hayalle yaşayanları umutlandırmış durumda. Oysa bu yöntem bundan önce defalarca denendi ve sonunda siyasal İslam kökeninden gelen AKP Türkiye’nin hâkim partisi haline geldi.
Not artışı balonu
Şimdi mahkeme kararıyla AKP’den kurtulma umuduna kapılanlar geçmişten hiç ders almamış görünüyor. Girilen yol sonunda AKP’nin önünü açacak. Küresel ekonomideki kasırganın Türkiye’yi de etkileme ihtimalinin yükseldiği ortamda, yapacak fazla bir şeyleri olmadığı için milli gelirdeki istatistiksel artışla avunan ve Türkiye’nin kredi notunu artıracağı balonunu uçuran ekonomi yönetimi şimdi rahat bir nefes alacak. Bundan sonra olacakların sorumluluğunu üstünden atma fırsatını elde edecek.
Yargıtay Başsavcısı’nın cuma günü piyasalar kapandıktan sonra açıklanan girişimi olmasaydı ben de bu köşede kredi notu artışı beklemenin neden gerçekçi olmadığını anlatmaya, milli gelirin 650 milyar dolara yükseltilmesinin Türkiye’nin riskini fazla azaltmadığını göstermeye çalışacaktım.
Ekonomideki olası gelişmelerin ve bunların yaratacağı tepkilerin önümüzdeki dönemde iktidar partisine zor günler yaşatması bekleniyordu ve bunun ilk belirtileri de ortadaydı. Şimdi gündem değişti. AKP’den kurtulma umuduyla zil takıp oynayanlar, AKP’yi kapatma girişiminin aslında AKP’yi kurtarmaya yarayacağının farkında değil herhalde.
Osman Ulagay, Milliyet
16.03.2008 |