Satranç oynamasını sevenler iyi bilir, bu oyunda pozisyon üstünlüğü çok önemlidir.
Satranç tahtası üzerinde taş üstünlüğünüz olabilir ama şayet pozisyon üstünlüğünüzü kaybetmiş iseniz taş üstünlüğünüz oyunu kazanmanıza yetmeyebilir, maçı belki değil ama partiyi kaybedebilirsiniz.
Siyaset de biraz satranca benziyor ve pozisyon üstünlüğü, hele bizim gibi ülkelerde yani her an belden aşağıya vurmaya hazır rakipleriniz karşısında çok ama çok önemli.
İyi satranççı ve siyasetçi, taş ya da milletvekili üstünlüğüne güvenmeden, pozisyon üstünlüğü vermeyen satranççı ve siyasetçidir.
* * *
Bu satırları yazmaya başlamadan önce 24 televizyonu ekranında Remziye Demirkol’un programında Star gazetesi ve 24 televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mustafa Karaalioğlu’nu dinliyorum.
Sayın Demirkol Sayın Karaalioğlu’na AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin olarak 22 Temmuz sonrası AKP’nin bir yanlışının olup olmadığı doğrultusunda bir soru yöneltiyor.
Sayın Karaalioğlu da cevaben 23 Temmuz sabahından başlamak üzere AKP’nin tüm eylemlerinin yanlış eylemler olması halinde dahi bu davanın yine anlaşılabilir bir dava olamayacağını, yapılan siyasal yanlışların hesabının da önce yaklaşan yerel seçimlerde, olmazsa da bir gün yapılacak genel seçimlerde seçmenler tarafından sorulabileceğini ve demokrasilerde bu tür davalara yer olmaması gerektiğini söylüyor.
Ve konuşmasına şirin bir benzetmeyle ‘velev ki’ yanlış yapıldı diye devam ediyor.
Karaalioğlu’nun bu cevabına akl-ı selim sahibi bir kişinin katılmaması pek mümkün değil.
Aynı akl-ı selim sahibi kişinin de bu davayı anlamlı bulması pek mümkün değil.
Ama bizde işlerin akl-ı selim çizgisinde gittiğini de söylemek kolay değil.
Sayın Mustafa Karaalioğlu, şayet dava hukuk mantığıyla açılmış ise, yüzde yüz haklı; basına yansıyan suçlamaların da pek mantıklı bir tarafı zaten yok.
* * *
Ancak, Sayın Karaalioğlu’na bir noktada katılmam güçleşiyor; o nokta da, söz konusu davanın buram buram siyaset kokması nedeniyle, AKP’nin 23 Temmuz sabahı açık ara önde olduğu siyasal pozisyon üstünlüğünü geçen süre zarfında karşı tarafa vermesi nedeniyle siyaseten yanlış yapmış olma ihtimali.
Hukuken bu davanın tartışılabilir bir yanının olmadığı ortada ama bu durum AKP’nin 22 Temmuz’da elde ettiği o büyük siyasal pozisyon üstünlüğünü demokrasi ve hukuk devleti karşıtı güçlere nasıl kaptırdığının tartışılmasını engellememeli.
Birileri 22 Temmuz’dan günümüze AKP’nin siyasal pozisyon üstünlüğünü kaptırmadığını öne sürebilir ama bu iddianın çok güçlü olduğunu zannetmiyorum, kanıtı da açılan davadır, siyaseten pozisyon üstünlüğünü, zaten büyük bir sandalye üstünlüğü varken, kaptırmayan bir AKP’ye bu tür bir dava açılamazdı diye düşünüyorum.
Açılan dava, boy ve kiloda sağlıklı bir görünüme rağmen, zayıf düşen bir bünyede bazı rahatsızlıkların ortaya çıkabilme ihtimalinin güçlenmesine benzemekte; önemli olan bünyeyi sağlam tutmak yani evrensel hukuk çizgisinden ayrılmadan reformları sürdürmek.
* * *
Sorun bence Şemdinli’de başladı, 301 meselesinin sürüncemede kalmasıyla, Hrant’ın davasında mesafe alınamamasıyla, devlet içinde bazı yerlere dokunulamamasıyla devam ediyor.
AKP’nin elinde 6 Kasım 2007’den bu yana yeni bir ‘AB Katılım Ortaklığı Belgesi’ var; AKP bu süreçte büyük bir hızla bu belgenin gereklerini yerine getirseydi, pozisyon üstünlüğünü demokrasi ve hukuk devleti karşıtlarına kaptırmaz, siyaseti başka bir meşruiyet zeminine taşırdı ve böylece de, iddia ediyorum, böyle bir iddianameyi hazırlamaya kimse tevessül edemezdi.
Eser Karakaş, Star
18.03.2008 |