Böyle durumlarda kimi yüzler kızarmaz…
Böyle durumlarda sorunu çıkaranı değil, soruna maruz kalanı tartışmanın “ahlak dışı” olduğunu görülmez sanılır…
Türkiye'nin siyasi yük açısından bagajı en dolu kurumunun, yargının, otoriter uygulamaları doğrulaması açısından eli en ağır olan yapısının, hukukun “ideal tanımları”nın arkasına saklanıp, oluşan çöküntü ve kriz ortamının içinden konuşurlar, onlar…
Onlar krizle beslenip krizle var olanlardır.
Onlar toplumla olan ebedi kavgalarını başka kurumlar ve araçlar üzerinden, üstelik o kurum ve araçların işlevlerini bozarak yürütenlerdir.
Yargı, hukuk ve meşruiyet anlayışlarının sınırlarını pek dardır.
Bu sınırları 1960 Darbesinden sonra kaleme alınan 1961 Anayasası'nın başlangıç bölümünün şu ikinci cümlesi çizer:
“Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti…”
Bu mantığın yaşadığını, üstelik sadece bir nostaljiden ibaret olmadığı Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan'ın 8 Mart'ta ki sözleri kanıtlamıyor mu?
Faturayı AK Parti'ye çıkarıyorlar.
Baykal yüzünü hiç kızartmadan, “bir siyasi partinin kapatılması talebini haklı kılacak gerekçelerle dava açılmış olmasını demokrasi tökezlemesi olarak değerlendiriyorum” diyor…
10 Aralık Hareketi… Türkiye solunun tıkandığını iddia ederek yola çıkan, toplumu, tüm mağdur kesimleri fark ettiğini ima etmeye çalışan, demokrat bir sol anlayışı temsil etme heveslisi 10 Aralık Hareketi'nin yayınladığı bildirideki şu cümlelere bakın:
“AKP yetkililerinin belirli söylem ve uygulamaları, hukukta dinin dayanak alınmaması gereğini yansıtan lâiklik ilkesine aykırılık oluşturduğu gibi özgürlük ve demokrasi anlayışı açısından da ciddi sorunlar içermektedir. Bu durumda AKP yetkililerinin yargıya ağır tepkiler göstermek yerine, öne sürülen iddiaların gerçek olmadığını kanıtlamak zorunluluğu vardır...”
Tek cümleyle utanç vericidir, bu görüşler ve bunların yazılıp yayınlanmış olması…
CHP'nin gizli darbeciliğini, hayali toplum peşinde gerçek toplumla kavga içindeki ruh halini aşamayan, “kan kokusu almış kurt” misali hareket geçen garip bir zihniyet…
Tarih ibret olsun diye ya onları yazacaktır, ya da onlar hakkında bizim gibi düşünenleri…
İktidar partisiyle ilgili “haklı ve ciddi” unsunlar taşıyan iddianameyi bir okuyun, bir kez olsun okuyun…
Bu iddianamenin yüzde 90'ı sarfedilmiş sözlerden oluşuyor, laikli karşıtı eylemler eylemlerden değil… Sözler ise resmi politikaları yansıtmıyor, çoğu polemik içinde sarfedilmiş… Bir kısmı AK parti kurulmadan önce edilmiş, bir kısmı dil sürçmesi, bir kısmı bir kitle partisinin farklı düzeylerdeki farklı üyelerinin farklı arzu ve beklentilerini dile getiriyor…
Üstelik sözlerin birçoğunda sorun yok…
Düşünce ve ifade özgürlüğü sınırlarında yer alıyorlar…
Görmüyor musunuz, Ergenekon mantığının ve destekçilerinin şaha kalktığını?
Savcının muhtırasından önce “müjdeyi” bir dönem Sezer'le içtiği su ayrı gitmeyen İlhan Selçuk'un verdiğini, hatta geciktiği için bir yazısında savcıyı sigaya çektiğini duymadınız mı?
Ergenekon Davası kapsamında hangi gazetecilerin gözaltına alınacağı söylentileri kulağınıza hiç gelmedi mi?
Ergenekon operasyonundan bu yana ilgili her yazıda adı geçen general D.S'nin Cumhuriyet Gazetesi'nde bir odası olduğunu biliyor musunuz?
Bu bir kalkışmadır…
Hatta bir darbenin ön hazırlığıdır. 2003-2004 mantığının tekrar devreye girmesidir.
Ne var ki, umut hep var, hep olacak, zira yolu açık olan ve ilerleyecek yegane unsur demokrasi ve toplumdur…
Ama şu da ortada:
Bu kalkışmanın ülke için bedeli ağır olacaktır… Demokrasinin askıya alınması ve ağır kriz ihtimali sistemin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanacaktır…
Siz siz olun bu karaya ortak olmayın…
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
19.03.2008 |