| |
Medyada birileri var: şu son kapatma girişimi karşısında, hepimize 'sakin olma'mızı tavsiye ediyorlar. Dediklerine göre, bir 'hukuk süreci' başlamış; mahkemelik bir olaya zaten müdahale edilmez. Sonucu beklemeliymişiz.
Bir 'sürec'in başladığı besbelli de, bunun adının 'hukuk' olduğu hiç belli değil. Herhalde verilecek son ad olabilir bu. Atılan adımı geri almak mümkün değil. Onun için, evet, galiba ne türlü sonuçlara varacağını bekleyip görmekten başka çare yok. Ama müsaade buyursunlar da, 'Bir hukuk süreci başlamıştır. Sonunu bekleyelim' afyonunu yutmadan yapalım, ne yapacaksak.
Birtakım yasal veya anayasal değişiklikler yaparak başlayan bu süreci yarıda kesmek isteyenler, en uygun yöntemi bulmak için kafa yoranlar var. Bunlar, doğal olarak, AKP'nin safında olanlar. Normal olarak, bir süreç başladıktan sonra, o sürece temel teşkil eden 'mevzuatta' (her neyse o mevzuat) böyle değişiklik yapma eylemini, moda deyimle, 'şık' bulmam. Ama yaratılan şu durum karşısında AKP'nin yapacakları hakkında bir şey söyleyemiyorum. Bir taraf amacına ulaşmak için 'hak hukuk' kavramlarını bu hale getirmekte bir sakınca görmüyorsa, saldırıya bizzat ve fiilen uğrayan taraf ne yapsın, ne yapabilir? Ne yapsa, vicdanen, 'müdafaa-i nefs' kategorisine girer bence.
Ama ne yaparsa yapsın, bunun için de, yani kendini koruma refleksi gösterdiği için de saldırıya uğrayacaktır. Şimdi, 'olgun ve âkil' pozlara bürünüp 'sükûnet' tavsiyesinde bulunanlar, AKP'nin birtakım savunma refleksleri göstermeye başladığı noktada muhtemelen bu 'ağırbaşlı' duruşlarını bir yana bırakıp, avazlarının son perdesinde, 'Ne hakla debeleniyorsun? Ülkede gerginlik yaratıyorsun! Uzat boynunu, sakin sakin bekle' diye bağıracaklardır. 'Adalete güven! Hukuka güven!'
Güveneceğimiz, güvenmemiz söylenen bu adalet ve hukukun mercii de 367 kararını veren Anayasa Mahkemesi.
Ama iktidardaki parti başörtüsü konusunda bilinen değişikliği yaptığında, Deniz Baykal 'kaos yaratıyorsunuz!' diye höykürmüştü. O zaman, normal bir insan, 'Kaos olacak ne var ortada?' diye şaşırabilirdi. Ama Deniz Baykal olacakları önceden bilmesi ve uyarıda bulunmasıyla namlıdır (bir tek, partisinin seçim performansını önceden bilemez). İşte, kaos çıktı. Zaten seçim öncesinin o hummalı günlerinde de, Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi'ne ağır tarihi sorumluluğunu hatırlatmış ve mahkeme de gerekli çoğunlukla ilgili tarihi kararını vermişti.
Şimdi görevimiz, 'makûl vatandaşlar' olarak, başlayan 'hukuk süreci'nin sonunu sabırla beklemek. Bu, birinci görevimiz. Ama hepsi bu değil. İkinci bir görevimiz daha var: olaylar arasında bağlantı kurmamak. Bu ülkede her şey kendi başına olmaktadır. Onun için, zinhar, bağ kurmayacağız.
Örneğin, bu kapatma davasıyla 'Ergenekon' arasında, sakın ola ki, acaba bir paralellik olabilir mi diye düşünmeyeceksiniz. Baykal'ın 'kaos'uyla savcının girişimi arasında bir 'zamanlama' çabası olabileceğini aklınızdan geçirmeyeceksiniz. Bu olaylarla Şemdinli davasında olanlar arasında benzerlik aramaya kesinlikle kalkışmayacaksınız.
Size 'bunları sakın yapma' uyarısında bulunanın bunlarla ne gibi bir ilişkisi olabileceğini merak etmeye kalkarsanız...
Murat Belge, Radikal
21.03.2008 |