| |
Başdöndürücü günler yaşıyoruz. Cuma günü İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gibi isimlerin sabaha karşı Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındıkları haberiyle uyandık.
Toplumda gerilim arttı ve artırıldı. Ortada felakete gidiyoruz senaryoları dolaşmaya başladı. Bu terazi bu sıkleti çekmez duygusu.
Terazi, Türkiye; ağırlığı altında kalınacak, çekilemeyecek sıklet olan-bitenler.
83 yaşında ve bir yazar olarak Türk basın tarihinde iz bırakmış ve üstelik kalp hastası olan İlhan Selçuk’un gece yarısı apar topar evinden alınması, haliyle vicdanları zedeledi. Ergenekon soruşturmasının üzerine şaibe düşürmek isteyenlerin bu emellerine yardımcı olduğu izlenimini verdi. İktidar partisi, bir hafta önceki kapatma davasının intikamını almaya mı kalkışıyordu?
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, dün Milliyet’te yayımlanan söyleşisinde “Şu günlerde yaşananlardan üzüntü duyuyorum. Doğrusu 80 yaşını aşmış bir İlhan Selçuk’un sabaha karşı evinden gözaltına alınması bana kötü günleri hatırlattı. Hoş değil. 12 Eylül’de benzer olayları yaşadığım için biliyorum, insanın 04.30’da evinden alınması ne adına olursa olsun güzel bir şey değil. Bu, hangi taraftan kimin başına gelirse gelsin, böyle bir olaydan ürperti ve rahatsızlık hissederim” diyor.
Ben de öyle diyorum. 12 Mart’ta evi sabaha karşı defalarca kuşatılmış ve basılmış birisi olarak, İlhan Selçuk’un başına gelenleri en kuvvetle hissedenlerden biri benim.
Bu, bireysel duygu dünyama ilişkin, haklı ve anlaşılabilir bir tedirginlik sayılmalı. Bunun yanında, bir “siyasi gözlemci” olarak, “esası kaçırmamak” gerektiği düşüncesindeyim. Ergenekon soruşturması, çok ciddi bir soruşturma, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli bir kilometre taşı ve bunun AK Parti’yi kapatma davası karşısında bir “intikamcılık” ile ilgisi yok ve olamaz.
AK Parti’nin kapatılması davasının ise Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi, bazı bulgulara bakılırsa yabana atılmayacak bir ihtimal.
*** *** ***
Ergenekon soruşturmasının AK Parti’yi kapatma davasının “rövanşı” olmadığını nasıl bir kesinlikle söyleyebiliriz?
Basit. Çünkü, Ergenekon soruşturmasının kökü, 22 Temmuz seçim öncesine, ta Ümraniye çetesinin açığa çıkartıldığı 12-19 Haziran 2007 tarihine gidiyor.
Ergenekon terör örgütü ya da çete soruşturmasının ilk dalgası Haziran 2007’ye denk geldi. İkinci dalga ve Ümraniye’den Ergenekon'a geçiş, emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ü içine alan ve 21 Ocak 2008’de gerçekleştirilen tutuklama dalgası. Üçüncüsü, 21 Şubat 2008’de.
AK Parti’ye yönelik “yargı darbesi” diye nitelenen kapatma iddianamesi ise 14 Mart. Ergenekon’un 21 Mart’taki “dördüncü dalgası”nda ise bazı basın organlarının manşetlerine bakılırsa ortaya Yargıtay Başsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi’ne başvuru tarihinden önce bazı kişilerin bilgisayarlarında bulunduğu, dahası Danıştay saldırısını zihinlere getirecek cinsten Yargıtay binasının krokileri saçıldı.
“Dördüncü dalga”da gözaltına alınanlardan birkaçı, ağır cezalık suç kapsamında tutuklandı. Serbest bırakılanlardan ikisine de (İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu) yurtdışına çıkma yasağı getirildi, ikincisine ilişkin olarak “üzerine atılı olan suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğuna” dikkat çekilerek “bunun tutuklamanın şartlarını oluşturacağı” belirtildi.
Bununla birlikte, kararda, “şüphelinin yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak” Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi uygulandı ve “ikamet adresinin bulunduğu yerin polis merkezine her ayın 1. ve 15. günlerinde imza vermesi” hükme bağlandı. Buna uymadığı takdirde, CMK’nın 112. maddesi gereğince hakkında hemen tutuklama kararı da verilebilecek.
Yani, Ergenekon soruşturmasının “dördüncü dalgası”na konu olan kişiler, adli süreçteler ve daha dava açılmadığı için “hazırlık tahkikatı” aşamasındalar. Hazırlık tahkikatı gizlilik gerektirdiğinden, bu konularda kalem oynatmak, doğru değil, ayrıca suç kapsamına girer.
Bunun altını çizdikten sonra Ergenekon soruşturması için şu genel değerlendirmenin yapılması ise yanlış olmaz: “Ergenekon, Türkiye’nin hukuk sisteminin anti-demokratik ve kriminal faaliyetler karşısında sessiz kalmayacağı konusunda, yüksek sesle açık bir mesaj gönderilmesi açısından önemli fırsattır. Dava, ne kadar iyi bağlantılarınız olursa olsun, ne kadar güçlü olursanız olun, 'Kanun önünde herkes eşittir' mesajını veriyor.”
Bu niteleme, dün Referans’ta Washington’daki “Türk Çalışmaları Enstitüsü” Başkanı tarafından yapıldı.
Dış dünyadan bakıldığında, Ergenekon soruşturması, Türkiye’de “hukukun üstünlüğü”nü ifade ediyor; AK Parti’yi kapatma davası ise “demokrasiye darbe vurulması”nı.
“Esası kaçırmayalım”dan kastımız budur.
*** *** ***
“Bir Avrupa ülkesi hayal edin ki, iktidar partisine aniden kapatma davası açılsın, başbakan ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı istensin, üstelik bunlar belli grup çıkarlarının siyasi kuşatması altında derdini halka anlatıp ezici bir seçim zaferi kazanan seçilmiş hükümetin işbaşına gelmesinden sadece birkaç ay sonra yaşansın.
Türkiye’ye hoş geldiniz...
İstediği kadar anayasal meşruiyet gibi bir incir yaprağıyla örtülsün, bu çabalar seçimlerde iktidarı elde edemeyenlerin çıplak bir darbesi anlamına geliyor. Bu darbe başarıya daha da yaklaştığı takdirde, Türkiye, Avrupa’yı gerçekten unutabilir.”
Bu satırlar, Batı dünyasının en saygın gazetelerinden ve uluslararası finans ve ekonomi karar vericilerinin kılavuzu sayılan Financial Times’ın cumartesi günkü başyazısından. Başyazının başlığı “Upturning Turkey” (Türkiye’yi başaşağı çevirmek).
AB kurumları, bu arada Olli Rehn’den Zapatero’ya, Gerhard Schröder’e uzanan siyasi şahsiyetler ve devlet adamları, Türkiye’deki iktidar partisini kapatma davasına karşı açık tavır aldılar zaten.
ABD’ye gelince, ülkenin en nüfuzlu gazetesi New York Times, cuma günü, kapatma iddianamesini başyazı konusu yaptı ve “Türkiye’nin demokrasisi sınavda” başlıklı başyazıda, girişimin “Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarına ve Ankara’nın uluslararası itibarına vahim bir tehdit oluşturduğunu” ifade ediyor.
Dikkat edin, bütün bu değerlendirmelerde, AK Parti’yi kapatma davasının “hukuk”la bağlantısı hiçbir şekilde kurulmuyor. Girişim, “hukuk dışı” ve bir “darbe” olarak görülüyor.
Türkiye’nin laik rejimden çıkması, “şeriat devleti” kurulması tehlikesine en uyanık olması gereken, Batı dünyası. “Şeriat devleti”ne sahip bir Türkiye’nin Batı dünyasında ve AB’de yeri, -haliyle- yok. Hatta, böyle bir durum, Türkiye’yi “Batı’nın hasmı” konumuna getirir.
Gelgelelim, Batı’nın kendisi, kapatma davasını “şeriat devleti kurulmasının başlangıcı” olarak ciddiye almadığı gibi, olan-biteni “anti-demokratik bir darbe” ve Türkiye’nin “Batı ile bağlarını kopartmak” girişimi olarak görüyor.
O yüzden, iktidar partisini kapatma davası, hukuki değil siyasidir. Demokrasiye kasteden bir darbe girişimidir.
Ergenekon soruşturması ise “hukukun üstünlüğü”nün yerleşmesi doğrultusunda, “demokrasi mücadelesi”nin yaşamsal bir parçasıdır.
Esası kaçırmayalım...
Cengiz Çandar, Referans
25..03.2008 |