7 Nisan Pazartesi günkü Taraf gazetesinde andıç ismiyle tuhaf şeyler yayınlandı; 8 Nisan Salı günkü gazetelerin de büyük bir çoğunluğu bu ilginç haberi birinci sahifelerinden duyurdular.
Gazetelerden edindiğimiz bilgilere göre TSK içinden bir Kurmay Albay 2006 senesinde andıç diye adlandırılan bir rapor oluşturuyor ve bu raporu bir orgenerale sunuyor.
Bu andıç diye adlandırılan belgelerin askeri bürokrasinin işleyişi içinde nasıl bir yer aldığını bilemiyoruz, onay alıp almasının gerekip gerekmediğini de bilmiyoruz; ortada olan belki de sadece bir bilgi notu.
Ancak, bir kurmay albay ile bir orgeneral arasında dolaşan bu belgenin içeriğine bir göz attığınızda ister istemez aklınıza bir takım sorular takılıyor.
***
Bu andıç denen belgenin içeriğine gülüp geçebilirsiniz aslında ama bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak çok önemli bir kamu kurumunun, Genelkurmay Başkanlığı’nın en tepelerinde dolaşan bu belgeyi hafife almak TSK’yı hafife almak anlamına gelebilir ki bir yurttaşın böyle bir lüksü yok.
Gazete sahifelerinden belgeyi ilk okuduğumda ilk düşündüğüm konu son zamanlarda yaşanan çatışmayı açıklamaya yönelik tartışmalar oldu; ben de bu çatışmayı türban ya da laiklik üzerinden okumanın çok anlamlı olmadığını düşünenlerdenim.
Ortada kimilerinin sınıf çatışması adını verdiği, bir tür açık toplum-kapalı toplum kavgası yaşanıyor olabilir ve bu kavganın kapalı toplum ayağında da sivil ve askeri bürokrasinin bir bölümünün olduğu tahmin ediliyor.
Cumhuriyet dönemi kuruluş siyaset felsefesi, mesela Ahmet Hamdi Başar’ın ifadesiyle, bir tür ‘idari devletçilik’; zaman içinde gelişmeye başlayan türk burjuvazisinin bir kanatı da bu tür bir idari devletçilik anlayışına karşı pozisyon alıyor.
Andıç denen bu belgede Rahmi Koç’un, Bülent Eczacıbaşı’nın, Sabancı’ların adlarının TSK karşıtlığı hatta sübversif faaliyetler çerçevesinde geçiyor olması gerçekten olsa olsa çok marazi bir akıl yapısının ürünü olabilir ama meseleye bir tür kapalı toplumcu bürokrasi-açık toplumcu burjuvazi kavgası diye, küreselleşme döneminde bir grup merkezi gücün imtiyazlarını kaybetmeme kaygısı diye bakarsanız belki taşlar bir ölçüde yerli yerine oturabilir.
Ama, nereden bakarsanız bakın, böyle bir raporda Kemal Derviş’in, Üstün Ergüder’in vs. adlarının geçiyor olması hem komik hem de büyük ölçüde trajik.
***
Meseleye böyle daha ciddi bir yaklaşım yerine belki de daha gerçekçi bir açıdan da bakılabilir.
Bu sütunda ya da başka yerlerde yazdığım yazılarda mesleğinin özü kamu hizmeti kavramı üzerine düşünmek olan birisi yani maliye hocası olan ben için TSK’nın ürettiği kamu hizmetinin niteliğinin yurttaşların ödedikleri vergiler karşılığında yine o yurttaşlara dış güvenlik hizmeti üretmek olması gerektiğini ve böyle bir tanımın TSK’nın asli görevlerini daha etkin üretebilmesi için elzem olduğunu defalarca vurguladım.
Bu asli ve evrensel görev çerçevesi dışına her çıkışın hayati bir kamu hizmeti üretmekle mükellef TSK için geçmişte, yakın geçmişte çok olumsuz sonuçlar yarattığını görmemek olanaksız.
TSK mensupları haklı nedenlerden, askerlik mesleğinin kaçınılmaz gereği olarak belirli tür bir eğitimden geçiriliyorlar ve normali de bu, ama anormal olan bu tür bir eğitimden geçen kadroların bu alan dışında eylemlere kalkışması ve böylece de kurumsal olarak her aklı başında yurttaşı üzen itibar kayıplarına neden olmaları.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan süreçlerinin yapı olarak çok hayati ve teknik bir kamu hizmeti üretmekle mükellef bir kamu kurumuna itibar, güven, toplumsal saygı ve ortak güvenirlik kazandırdığını iddia etmek pek kolay değil.
Daha önce de yazdım, bir kez daha tekrar ediyorum; şayet bir terör örgütü üyesi ya da güçlü bir sempatizanı, düşman bir yabancı ülke askeri değilseniz insanın kendi silahlı kuvvetleriyle bir sorunu olmamalı, olamaz.
Ama, TSK’nın da tüm eylemlerinde ürettiği çok önemli kamu hizmetinin gereklerine bir hukuk devleti çerçevesinde uyması ve belirli bir düşünce biçimini benimsemeyen yurttaşları ‘düşman’ ya da ‘zararlı unsur’ olarak görmemesi de şart.
Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede çok etkin bir dış güvenlik kamu hizmetine ihtiyacı var ve bu andıç türü tartışmalar, TSK’nın içine çekildiği ya da kendisinin sebep olduğu tartışmalar emin olunuz bu kamu hizmetinin gereği gibi üretilmesine engel olabilme aşamasına gelmiş bulunmaktadır ve bizleri bu konu çok tedirgin etmektedir.
Dış güvenlik kamu hizmeti üretimi artık her aşamada büyük bir sofistikasyon gerektirmektedir, bunu unutmayalım.
Eser Karakaş, Star
09.04.2008
|