Küreselleşme, Avrupa Birliği perspektifi ve Türkiye

 

Türkiye'de AB talepleri ve uluslararası sözleşmeler paralelinde özgürlükler genişledikçe, ayrılıkçılar halk desteği bulamayacağından devletin üniter yapısı da kendiliğinden güvence altına alınmış olacak ve artan refah nedeniyle tüm bölgeye de istikrar gelebilecektir

Endüstriyel Mülkiyet Uzmanlık Eğitimi aldığım Strasbourg Robert Schuman Üniversitesi Endüstriyel Mülkiyet Uluslar arası Araştırma Merkezi'nde patent konularını işleyen bir bilim adamı hocamız; "Eskiden insanlığın çağ atlaması için birkaç yüzyıl beklenmesine ihtiyaç vardı. Bugün Dünya her iki dakikada bir çağ atlamaktadır" demişti.
Bununla dünyanın seyrini değiştiren hayal ötesi buluşları kast etmek istemişti. Gerçekten de bugün bilişim ve telekomünikasyon teknolojileri ile desteklenen ileri teknolojiler ve bunları uygulamaya olanak veren küresel sermayenin birlikteliği, bireylerin insan etkinliklerinin, politik yapılanmaların karşılıklı bağımlılığı ve maddi-gayri maddi materyallerin küresel ölçekte değişimi ve sirkülasyonuna olanak sağlayan ve motorunu buluşların oluşturduğu küresel bir süreç başlatmıştır.
Sınırları zayıflamış, ileride belki de olmayacak bu küresel köyün yönetimi devletler üstü yeni küresel organizasyonlarca gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla da ulus devletlerin hükümranlık hakları daralmaktadır. Özellikle dünya ekonomisi, küresel bazda finans ve sermaye hareketlerinin yönetimi giderek sayıları artan küresel organlara geçmektedir. Bu organlar arasında Dünya Ticaret Merkezi, TRİPS Konseyi, IMF, Dünya Bankası, WIPO, Uluslararası İnsan Hakları komisyonları, sadece akla gelen birkaçıdır.
Küreselleşme kaçınılmaz bir süreç olduğundan devletlerin entegrasyon kapasitelerine bağlı olarak sürecin pozitif veya negatif etkilerine açık kalma konumu farklı olmaktadır. Bugün Afrika'nın büyük bölümü maalesef sürecin dışında kalmıştır. En avantajlı konumdaki sanayileşmiş ülkelerden sonra Hindistan, Çin, Brezilya, Polonya gibi sürece en iyi adapte olmayı başarabilen ülkeler hızlı büyüyen ekonomiler kategorisine dahil olmuşlardır. Türkiye de bu grupta görülmektedir.

Türkiye etkili hale gelecek
Türkiye'nin AB sürecinde gerçekleştirdiği yapısal reformları, özellikle piyasa ekonomisine imkân veren düzenlemelerin güçlendirilmesi ve hukuki istikrara bağlı olarak gerek teknoloji transferi ve gerekse yabancı sermaye akışı küreselleşmeye entegrasyonu kolaylaştırmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmeyi başardığında büyük nüfusu nedeniyle birlik mevzuatı gereği kararların alınması sürecinde en önemli ilk 3-4 ülke arasında yer alacağından gerek Avrupa Birliği'nde gerekse küresel yönetimde etkili bir figür haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Bugün küreselleşmenin sonucu olarak, uluslararası rekabete dayanabilmenin yöntemleri arasında şirket evlilikleri ve devletlerin birlik oluşturmaları ilk sırayı almaktadır. Avrupa Birliği'nin temel fîkrî ayağı da budur. ABD, Arap Birliği, Afrika Birliği, Uzakdoğu Asya kaplanları, Çin-Rusya gibi blokların partner arayışı bu süreç nedeniyledir. İşte bunun içindir ki, Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye için hayati önem taşımaktadır. Zira, Türkiye AB desteğiyle küresel sorunları daha az sorunlu aşabilecektir.
Ancak, dünyadaki trendleri takip edemeyen ve özellikle birlik mevzuatı hakkında bilgi sahibi olmayan çevreler AB'nin uyum programlarını Türkiye'nin aleyhine yorumlama eğilimi içinde görünmektedir. Oysa, birliğin kuralları anayasası niteliğindeki Roma Anlaşması ve bunda değişiklik yapan Maastrich, Nice, Kopenhag ve nihayet Lizbon anlaşmalarıyla tüm birlik ülkeleri için öngörülmüş olup Türkiye'ye özel olarak hazırlanmış değildir. Türkiye'den bu kriterlere uymasını istemenin ötesinde bir beklenti de söz konusu değildir.
Türkiye'nin hükümranlık haklarını kısmen kaybedeceği doğrudur.
Ancak eleştiri yanlıştır. Zira bu kısıtlamalar da Türkiye'ye özel olmayıp her birlik ülkesi için geçerlidir.

Parçalanma halüsilasyonu
Bunun içindir ki, tarım politikalarından şikâyetçi olan Fransız veya İspanyol köylüler kendi parlamentoları önünde değil Brüksel AB Komisyonu binası önünde gösteri yapar. Danimarka veya İngiltere bütçesi, AB'nin öngördüğünden fazla açık verdiğinde derhal yaptırım uygulanır. Yine Alman veya İtalyan yargıç, AB mevzuatına giren bir hukuk normunun yorumunda tereddüt ettiğinde, kendi yagıtayından değil, Avrupa Adalet Divanı'ndan görüş sorar ve gelen cevaba göre davayı çözer ve bu yolla da birlik içinde uygulama birliği sağlanır.
Yine AB direktiflerini uygulamayan ülkeler hakkında üyelikten çıkarmaya kadar uzanan çok değişik yaptırımlar gündeme gelebilmektedir.
Örneklerin de gösterdiği gibi, AB üyesi devletlerin hükümranlık hakları, AB lehine daralmıştır. Ancak bu durum birlik olmanın doğal ve zorunlu sonucudur ve nihai tahlil ülke vatandaşının yararınadır. Zaten ileriki aşamalarda AB kimliği de kaçınılmaz olarak ulusal kimliğin önüne geçecektir.
Yine bazı çevrelerce dile getirilen, belki de en fazla yandaş bulan Türkiye'nin AB projesiyle parçalanacağı görüşü de bir halüsinasyondan ibarettir.
Bunun böyle olmadığını bilebilmek için önce AB hukuki metinlerini gerisindeki felsefeyi, yani AB değerlerini iyi bilmek gerekir.

Cevap Kardinal Ratzinger'de
Bunun en doğru cevabını şimdiki papanın kardinallik döneminde Hıristiyanlığın içinde bulunduğu derin krizi tartıştığı 'Le Sel De Terre' (Toprağın Tuzu) isimli eserinde bulmak mümkündür.
O zamanki ismiyle Kardinal Ratzinger özetle; laisizmin etkisi, komünizmin çökmesi ve dinlerarası diyaloğun artmasına bağlı olarak mutlak doğrulara olan inancın yok olduğu, "doğrunun izafi olduğu" ekseninde şekillenen Hıristiyanlığa mesafeli yepyeni değerlerin oluştuğu ve bunun da "Herkesin doğrusuna, dolayısıyla da farklı olma haklarına saygılı olma" kültürünü getirdiğini ve eskinin bütüncül ideolojilerinin "birlik içinde çokluk" anlayışı ile yer değiştirdiğini vurgulamaya çalışmıştır.
Bu eserin yayınlandığı yıllarda gerek Avrupa basınında ve gerekse Avrupa bilim çevrelerinde tespitlerin doğru olduğu kapsamlı bir şekilde teyit edilmiştir. Bu değerler insan haklarını ve özellikle insanların farklı olma hakkını merkez alan "İnsan Hakları Sözleşmesi" içinde hukuk metinleri şeklinde ete kemiğe bürünmüştür. Bu trend küresel bazda da geçerlidir. Nitekim Türkiye'nin 2003 yılında taraf olduğu "Uluslararası Sivil ve Ekonomik Haklar" anlaşmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile nerdeyse kopya düzeyinde benzer olması rastlantı değildir. Avrupa Birliği'nin bireysel ve kültürel haklar ve özgürlükler noktasındaki hassasiyeti de belirtilen değerlerinden kaynaklanmaktadır.

Radikal İslam riski yok olur
Türkiye'de de Avrupa Birliği talepleri ve uluslararası sözleşmeler paralelinde bu özgürlükler genişledikçe, ayrılıkçılar halk desteği bulamayacağından devletin üniter yapısı da kendiliğinden güvence altına alınmış olacak ve artan refah nedeniyle tüm bölgeye de istikrar gelebilecektir.
AB prespektifinden kopmanın ise tersi yönde, istikrarsızlık ve kaosa yol açacağı tartışma götürmez.
Türkiye'nin bir diğer kaygısını oluşturan radikal İslam'a kayma riski de ancak AB şemsiyesi altında yok olabilir.
Zira, üye ülkeler üzerindeki hukuki denetim nedeniyle AB ülkesi bir ülkenin demokrasi alternatifi herhangi bir rejime kayma olasılığı hayal dahi edilemez. Yakın geçmişteki Avusturya örneği, bunun en yakın kanıtıdır.
Nitekim, eşitliğin gözetilmediği TCK'nın zina ile ilgili yasasına Avrupa Birliğinin tepkiside, kadın ve erkek eşitliğinde minimum bir tavize dahi geçit verilmeyeceğinin işaretidir.
AB perspektifinde laiklik, devletin din karşısında yansız, nötr olması, vatandaşlarını dini aidiyetlerine göre hiyerarşiye tabi tutmaması, bir anlamda o ülkede din yokmuşçasına davranmasıdır. Kuşkusuz bu dinsizlik anlamında değildir. Böyle bir sistem içinde devletle din arasına mesafe konulurken vatandaşlara da din veya inançlarını herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın bireysel olarak veya topluca serbestçe gerçekleştirme olanağı tanınarak laiklikte din ve inanç özgürlüğü de aynı hassasiyetle güvenceye alınmıştır.
Evet, bugün dünya her iki dakikada çağ atlayarak hızla siteler dünyasında dünya sitesine dönüşmektedir. Geleceğin dünya sitesinde Türkiye'nin gıpta edilen bir semtinde olmasını arzuluyorsak, geniş, çok geniş düşünmeli ve bunu ancak AB hedefiyle başarabileceğimizi akıldan çıkarmamalıyız.

Hazal Zengingül: İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Hâkimi, Avrupa Patent Ofisi Büyük Temyiz Dairesi Üyesi


Hazal Zengingül, Radikal
09.04.2008