| |
Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a, Dışişleri Bakanı'na dek yönetim, AB yetkililerine sorulacak bir sorudan endişe ediyor
Çankaya'daki Abdullah Gül'den, Bakanlıklar'daki Tayyip Erdoğan'a, Balgat'taki Ali Babacan'a dek Ankara'da yönetimin Barroso ziyaretine ilişkin ortak bir endişesi var. O da, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso'nun yarın başlayacak Türkiye ziyaretinin, Anayasa Mahkemesi'ndeki kapatılma davasına destek vermek için yapıldığı izleniminin yayılması.
Bu amaçla Dışişleri ve AB Genel Sekreterliği brifingler veriyor, muhabirlere uzun uzun anlatılıyor ki, hayır, bu ziyaret aslında ocak ayında planlanmıştı, ama daha çok Barroso'daki program değişikliği nedeniyle ertelendi ve asla kapatma davasıyla bir ilgisi yoktur.
Tabii bu endişe nedensiz değil. Kapatma davasının açılmasının hemen ardından AB Genişleme Komiseri Oli Rehn'in kapatma olması halinde Türkiye ile ilişkilerin askıya alınabileceğini (tam böyle söylemese dahi, öyle anlaşılacak şekilde) ima etmesi, başta Başbakan Erdoğan, ama diğer yürütme üyelerini de endişeye sevk ediyor.
Bütün bir ziyaretin, daha ilk başta bir gazetecinin Rehn ya da Barroso'ya 'AK Parti kapatılırsa, Türkiye ile ilişkiler askıya mı alınacak?' sorusunu sorması ile bambaşka bir raya gireceği neredeyse kesin. Tıpkı bu sorunun bir aşamada bir gazeteci tarafından sorulmasının kaçınılmazlığı gibi...
Bu soruya Barroso ya da Rehn'in vereceği yanıt mutlaka diplomatik olacak. Kolay değil, Barroso, Türkiye'ye gelen ikinci AB Komisyon Başkanı olacak ve kritik bir dönemde geliyor. Gelişindeki anlamı, iki mesaj olarak özetlemek mümkün:
1- Avrupa'ya mesaj: Barroso, özellikle AB bünyesinde Türkiye'nin üyeliğine hoş bakmayanların hep karşısında oldu ve Türkiye'nin üye adayı olarak haklarını savundu. Türkiye'nin AB ilişkisinin özel ilişki amaçlı değil, üyelik amaçlı olduğunu her fırsatta söyledi. Bu ziyareti yaparak, AB içindeki muarızlara, 'Türkiye bir üye adayı olarak, daha öncekilerle eşit haklara sahiptir. Üyelik koşullarını yerine getirdiği gün de AB üyesi olmalıdır' mesajını verecek.
2- Türkiye'ye mesaj: Barroso bu ziyaretinde Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a, Meclis'ten iş dünyasına ve üniversiteye dek Türkiye'de konuşacağı her kesime şu aynı mesajı verecektir. 'Komisyon olarak Türkiye'nin üyeliğinin arkasındayız, ama koşulları yerine getirmeden bunu beklemeyin'.
Yani AB Türkiye'nin kendisine has coğrafi, siyasi, kültürel ve ekonomik özellikleri nedeniyle kurallarını esnetmeyecek.
Türkiye'nin kavgası aslında kuralların değişmemesi, daha da katılaşmaması için.
Bu mutlaka Erdoğan tarafından da, Meclis Genel Kurulu'nda yapacağı konuşma sonrasında görüşeceği CHP lideri Deniz Baykal, MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından da kendisine değişik şekil ve tonlarda söylenecektir. DTP'nin Barroso ve Rehn'e ne söyleyeceğini tahmin etmek için de hayal gücünü zorlamaya gerek yok: PKK'nın terörist örgüt listesinden çıkarılıp muhatap alınmasından Türkiye'nin anayasal yapısını değiştirmesi için baskı yapılmasına dek talepler gelebilir.
Tabii Barroso'nun özellikle Meclis hitabında ne diyeceği önem taşıyor. Gezi her ne kadar AK Parti kapatma davası nedeniyle yapılımıyor olsa da, mevcut siyasi atmosferin bu dava ile kaplandığı açık. Üstelik bir de o soruya Barroso ya da Rehn'in vereceği muhtemel yanıt var. Bu mutlaka diplomatik bir yanıt olacak. Üstelik bir yandan kapatma davasının Türk demokrasisi açısından Avrupa'da çizdiği olumsuzluğu yansıtmak, diğer yandan Türkiye'deki laik sistemi gözden çıkaramayacaklarına değinmek zorunda kalacaklar. Bu nedenle yanıtın 'Parti kapatılırsa, ilişkiyi keseriz' türünden olmayacağı tahmin edilebilir.
Yanıt böyle de olsa, ya da küçük ihtimalle, 'Evet, keseriz' de olsa, AB üyesi olan Avusturya'da seçim kazandığı halde başbakanlık yaptırılmamış Jörg Heider örneğini iyi çalışmış AK Parti yönetimi için tatsız ve açıklanması zor bir durum ortaya çıkarabilir.
İki yıldır AB defterini fazla açmayan AK Parti hükümetinin kapatma davasının ardından birden 301 dahil AB reformlarını bir çırpıda yapma çabası içinde görünmesinde biraz bunun da payı var.
Çünkü Türkiye AB yolunda gerçekten mesafe almadıkça, yani üyelik koşullarını gerçekten yerine getirmedikçe kimsenin demokrasi adına AK Parti'yi kurtarmak için Türkiye'ye kapıları açacağı yok.
İlginç bir ziyaret olacak.
Murat Yetkin, Radikal
09.04.2008
|