| |
Alman yatırımcı 1949'da Nazi Partisi'nin ve 1956'da komünist KPD'nin kapatılmasını hatırlayarak Türkiye'yi anlamayı başaramaz. İtalyanların hatırladığı örnek 65 yıl önce Mussolini'nin partisinin kapatılışıdır. İspanyollar belki ETA'yla bağı nedeniyle kapatılan Herri Batasuna'ya bakabilir, ancak o da AKP'ye açılan davayı kavramak için yeterli olmaz
Demokrasi ve ekonomi açısından aydınlık günlere gebe olduğumuzu söylemek zor. Adalet ve Kalkınma Partisi'ne açılan kapatma davası ekonomi çevrelerinde şok etkisi yarattı. Hatta Financial Times gazetesi, AK Parti'nin kapatılması durumunda şirket ve yatırımcıların Türkiye'den
uzaklaşabileceği yorumunu yaptı.
Gazete, durumun YTL'ye ve borsaya daha da zarar vereceğini dile getirdi. Çünkü bugün gelişmiş bir ülke gündeminde parti kapama gibi konuları görmek oldukça zor.
Avrupa'da parti kapatma
Avrupa ülkelerinde söz konusu örneklerin çoğunlukla İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde yaşandığını, yakın tarihte parti kapamanın yasalarla zorlaştırıldığını görüyoruz. Yabancı yatırımcılardaki kafa karışıklığı ve tedirginlik bu açıdan bakıldığında gayet normal. Özellikle AB ülkelerinin demokrasi kültüründe parti kapamanın pek yeri yok. Örneğin Alman yatırımcılar bu durumu kavramak için kendi ülkelerinden referans bulabilirler mi? Cevap: Bulamazlar. Almanya'da Nazi akımının toplumdan kazınması amacıyla 1949'da Nazi Partisi kapatıldı. 1952'de de SPR (Sozialistische Reichspartei Deutschlands) ve 1956'da KPD (Kommunistische Partei Deutschlands) kapatıldı. Yarım yüzyıl öncesinde kalmış uygulamalardan bahsediyoruz!
Peki İtalyan yatırımcılar açısından kendi ülkelerinden referans alabilecekleri örnekler var mıdır? Cevap: Yoktur...
Çünkü en son parti kapama İtalya'da 65 yıl önce yaşandı, diktatör Mussolini'nin partisi Partito Nazionale Fascista (PNF) faaliyetten men edildi.
Belçikalı yatırımcı için aynı soruyu sorsak, cevap 'Çok zor' olur. Belçika'da 2004'te parlamentonun üçüncü büyük partisi ve ana muhalefet durumundaki Flaman Blok Partisi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını teşvik ettiği gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı ve devlet yardımı kesildi. Karardan sonra Flaman Blok Partisi kendini feshedip, Vlamms Belang adıyla yeni bir oluşuma gitti. Parti başkanı Dewinter, "Tüm kültürlerin farklı
olduğunu ve her kültürün eşit olmayacağı gerçeğini tanımamız gerektiğine inanıyorum. Müslüman kültürünü gördüğüm zaman bizim kültürümüzün
daha yüksek nitelikli olduğunu düşünüyorum. Bizim değerlerimiz,
yaşam tarzımız çok daha üstün. Bu yüzden bunu dile getirmemizde hiçbir sakınca yok" şeklindeki açıklamalarıyla ülkemizden de eleştiri almıştı.
İspanya'da 2003'te ETA terör örgütüyle bağlantısı olduğu ve ETA'nın eylemlerini kınamadığı gerekçesiyle Herri Batasuna partisi kapatıldı. Yani İspanyol yatırımcılar en azından biraz olsun bizi anlayabilecek durumda fakat benzerlik AKP'ye açılan kapatma davasını İspanyol yatırımcıların kendi düşünce yapılarınca doğal karşılamalarına yardımcı olabilecek bir benzerlik değil.
Türkiye'de durum
Yabancıların daima dikkate almaya mecbur olduğu bir gerçek var: Türkiye 'parti kapatma' olgusunu siyasi belleğinin derinliklerinde taşıyan bir ülke. Bir başka deyişle bugünlere bol bol parti kapata kapata geldik... 1948'de Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı'nın liderliğinde Demokrat Parti'nin içindeki muhaliflerce temelleri atılan Millet Partisi, 26 Ocak 1954'te de Ankara Sulh Ceza Mahkemesi'nce kapatıldı. Ne yazık ki daha çok partili seçimler sonucu iktidar değişeli dört yıl bile olmamışken bir parti tartışmalı şekilde kapatıldı. Böylelikle Cumhuriyet tarihinin çok partili döneminde parti kapatma serüveni 54 yıl önce Millet Partisi'yle başlamış oldu. O sıralarda dünya Filistin'in durumunu ve bölgedeki gelişmeleri, İngiltere Kraliçesi'nin Yeni Zelanda'da 12 bin çocuk tarafından karşılanışını, İsrail'de Moshe Sharett kabinesinin göreve başlamasını, CBS televizyon kanalındaki 'Camera Three' televizyon programının popülaritesinin yükselişini veya Mao'nun Çin'de ki durumu gibi konuları konuşmaktaydı. Bizim gündemimiz de parti kapatmaydı.
1961 Anayasası'nın yasama işlemlerinin yargısal denetimi için özel bir mahkeme olarak Anayasa Mahkemesi'ni kurmasınından bu güne kadar 24 parti için kapatma kararı verildi. Yüksek Mahkeme, aralarında DYP'nin de bulunduğu 16 siyasi partinin kapatılması talebiyle açılan bazı davaları reddetmiş olsa da, mahkemenin kuruluşundan önce kapatılan Millet Partisi ve 20 Haziran 1960 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararı ile kapatılan Demokrat Parti ile birlikte kapatılan siyasi partilerimiz rekor bir sayı olan 26'ya ulaşıyor.
Bu sayı bir tür bağışıklığı da beraberinde getiriyor. Özellikle AKP kurmaylarının siyaset okulu niteliğindeki 'Milli Görüş' temelli Milli Nizam Partisi'nin ve bu partinin kapatılmasından sonra kurulan Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılmış olması AKP'ye şüphesiz kriz yönetimi konusunda örnekler sunuyor.
Yatırımcı tedirgin
2008 için yaklaşık 20 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım beklentisi vardı. Bu hedefe ulaşmak politik belirsizlikten dolayı zor olsa da temel sıkıntı uluslararası piyasalardaki likidite sorunundan kaynaklanıyor. Yatırımcılar dövizde yaşanan dalgalanmaları, global durgunluk sinyallerini, petrol fiyatlarını takip etmekteler. Bu takip beklemeye dönüşmüş durumda. Sadece ülkemizle ilgilenen yatırımcılar değil tüm piyasalardaki ciddi yatırımcılar bekle-gör taktiğini uyguluyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilişkiler günümüzde yeniden büyük önem kazandı. Türkiye'nin IMF ile güçlü bir program yapması dışarıdan gelecek potansiyel bir krizin etkilerinin azaltılmasına büyük katkı sağlar. Ayrıca böylesi bir durum yabancı yatırımcı açısından çok pozitif bir unsur olarak algılanacaktır. Kapatma davası ile gelinen noktada IMF ile iyi ilişkilerin tartışmaya açılmasını beklemek yanlış olur.
Piyasalar artık eskisinden daha dayanıklı. Hatırlayalım, cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili çalkantılar sonucu ekonomik kriz tahmin edenler vardı. Neticede beklenen kriz olmadı.
Dikkatle izlenmesi gereken unsur, yatırımcı memnuniyetinin devamıdır. Yatırımcıların anaparaları emniyette oldukça, getirileri dünyanın başka yerlerindeki getirilerin çok çok üzerinde kaldıkça ilgi her ne olursa olsun belli ölçülerde devam edecektir. Buna iktidar partisine yönelik bir kapatma davasının yaratacağı sorunlar da dahil. Yabancıların borsada 50 milyar doları olduğu konuşuluyor. Bu hesaba göre İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'i yabancıların elinde. Hazine kâğıtlarında da 29 milyar dolarları var. Bu demek oluyor ki büyük oyuncular ve yabancı yatırımcılar hisse senetlerinden ve devlet kâğıtlarından hemen çıkamazlar, isteseler de alıcı bulamazlar. Fiyatlar hızla düşer ve zarar ederler. Dolayısıyla borsadan yakın vadede karamsar performans beklemek yanlış diyebiliriz.
Yapılması gerekenler
Ekonomik gidişatımız bundan sonra gerek iktidarın gerekse muhalefetin kriz yönetim yöntem ve anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Yakın zaman önce Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Mevcut kutuplaşma, adım adım tırmanarak toplumsal travmaya dönüşmek üzeredir. Kutuplaşmanın taraflarının, attıkları her adımla, aldıkları her inisiyatifle ve gösterdikleri her tepkiyle durum daha da endişe verici hale gelmektedir. Siyasi faaliyet, durumun gerektirdiği asgari sorumluluk anlayışından uzaklaşan bir yaklaşım ve söylemle sürdürülmektedir" şeklinde bir uyarı yaptı. Mevcut kutuplaşmayı aşmak için, siyasetin sorunlarının siyaset içinde çözülmesi gerektiği belirtilen açıklamada şunlar da söylendi: "Başta iktidar partisi olmak üzere, siyasi partileri ve liderlerini sağduyuya davet ediyor, kanaat önderlerini, tüm işveren kuruluşlarını, işçi sendikalarını ve sivil toplum örgütlerini de demokratik zemini güçlendirmek, toplumda zedelenmeye yüz tutan kardeşlik ve dayanışma duygularını pekiştirmek amacıyla çaba göstermeye çağırıyoruz."
İşte yabancı yatırımcı açısından önemle takip edilen husus buna benzer çağrıların toplumda yer bulup bulmayacağıdır. Zira toplumsal barışı kaybetmiş kutuplara bölünmüş bir ülke yatırım cazibesini hızla kaybedecektir. Önümüzde 8-10 aylık sancılı bir süreç var. Diliyorum ülkemizde liderlik mekanizması birleştirici ve yapıcı hareket eder. Diliyorum toplumsal bir sorumluluk bilinci kamuoyuna hâkim olur. Diliyorum bu süreçte AB bugüne kadar tutunduğu faydasız ve ayrımcı yaklaşımını terk
ederek, samimi ve yapıcı kılavuzluğuyla Türkiye'de zedelenmiş imajını düzeltmede yardımcı olur. Siyasi ve ekonomik istikrarın korunması, toplumsal barış ve kardeşlik ortamının sağlamlaştırılması için herkese görev düşüyor.
Ali Serim: Yatırım ve iş geliştirme danışmanı
Ali Serim, Radikal
24.04.2008
|