|
Uyarı
atışı TÜSİAD'ın genç kuşak başkanlarından Cem Boyner'in iki hafta
önce, "Vatan harita değildir, Kıbrıs'ta çözüm şarttır"
çıkışıyla geldi. Ardından TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan
Avrupalı parlamenterlere "Türkiye'nin sayın Rauf Denktaş'ın
uzlaşmaz tutumunu desteklemesini doğru bulmuyoruz" diye seslendi.
Söz uçar yazı kalır... TÜSİAD, AB'ye tek engel saydığı Kıbrıs sorununda
çözümsüzlüğü kabullenmeyeceğini önceki gün bir mektupla hükümete
duyurdu.
2002'de fırsat kaçmamalı
TÜSİAD Başkanı Özilhan, kendi imzasıyla Başbakan Bülent Ecevit'e
yollanan mektup hakkında şu bilgiyi veriyor: "Bir Kıbrıs mektubu
veya bir AB mektubu diyebiliriz. Sayın Başbakan'a arz ettiğimiz
2002 yılını iyi kullanalım, 34 maddelik Anayasa değişikliğinin uyum
yasalarını çıkartalım, Kıbrıs meselesindeki müzakerelere devam edelim
ki, 2002 Kasım ayında ilerleme raporu yazıldığı zaman Türkiye siyasi
kriterlerde önemli adım atmış olsun, müzakerelere başlama avantajını
elde etsin..."
Özilhan'ın takvim endişesine katılmamak imkânsız. AB gelecek yıl
haziran-kasım ayları arasında Türkiye dahil 13 adaydan 10'unu üyeliğe
kabul edeceğini açıklayacak. Geriye Bulgaristan, Romanya ve Türkiye
kalacak.
Romanya ve Bulgaristan ile daha ileri bir tarih için üyelik müzakerelerinin
başladığı dikkate alınırsa Türkiye'nin gelecek yıl bu zamanlarda
Avrupa kapısında yalnız kalması ihtimali yalnız TÜSİAD'ı değil tüm
iş âlemini korkutuyor. TÜSİAD sadece sözcülük görevini üstleniyor.
Özilhan, "Güney Kıbrıs AB'ye alınır ve Türkiye, KKTC'yi ilhak
ederse, Avrupa'ya göre AB toprağını ilhak etmiş bir Türkiye imajı
yabancı sermaye ve piyasalar yönünden ne gibi sonuç yaratır?"
sorusuna kısa ancak çok tepkili bir yanıt veriyor: "Afganistan'a
döneriz."
Altı maddelik uyarı
TÜSİAD'ın AB konusunda altı önerisinin yer aldığı mektupta hükümette
hassasiyet yaratması muhtemel Kıbrıs maddesine de yer veriliyor:
"Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin AB üyeliği önünde engel oluşturmayacak
şekilde ele alınması ve bu alanda izlenecek politikaların AB ile
derin krizler yaratmayacak şekilde belirlenmesi..."
Bu talebin bir önceki maddeyle birlikte ele alınması tabloyu tamamlıyor:
"Hükümetimizin belirli aralıklarla kamuoyuna AB adaylığı stratejimizi
anlatması ve AB'ye uyum sürecinde alınan mesafe hakkında bilgi vermesi..."
Bu iki kritik ifadeyi günlük lisana tercüme edersek:
1) Büyük sermaye, hükümeti ve genel olarak siyasileri AB üyeliği
konusunda bağlayıcı, kamuoyunu ikna edici ifadeler kullanmaya zorluyor.
2) Hükümetin, diplomatların ve askeri kesimin AB konusunda fazla
hevesli gözükülürse Kıbrıs veya Avrupa ordusu pazarlığında Türkiye'nin
elinin zayıflayacağı analizine ve korkusuna kesinlikle katılmıyor.
3) Hatta tam aksine siyasi hedef yeterince açık konulmazsa daha
fazla demokrasiyi içine sindiremeyen güçlü lobilerin Kıbrıs'ı bahane
ederek Avrupa yoluna mayın döşeyeceğine inanıyor.
TÜSİAD'ın Avrupa mektubunda diğer maddelerin üzerinden hızla geçilirse:
a) AB Genel Sekreterliği'nin koordinasyon ve dış temsildeki ağırlığının
artırılması,
b) 34 maddelik Anayasa değişikliği uyum yasalarının çıkarılması
diğer siyasi kriterlerin yerine getirilmesi,
c) Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı ile her ay toplanacak AB
Danışma Kurulu'nun oluşturulması, öneriliyor.
TÜSİAD, Avrupa projesi için yaptığı çıkışı altı yıl önceki demokrasi
tartışmasına benzetiyor. Özilhan, "O tarihte eleştirildik,
yalnız kaldık ama zaman içinde dediklerimiz çıktı, çoğu hayata geçti"
diye hatırlatıyor.
Ancak bu kez ne TÜSİAD'ın ne Türkiye'nin bekleyecek vakti var. Önümüzdeki
12 ay içinde Türkiye'nin Avrupa trenini bir kez daha kaçırması riski
yüksek.
Avrupa ile iplerin kopmasından en fazla zarar görecek kesimi temsil
eden TÜSİAD'ın sert çıkışından geri adım atmasını beklemek yanlış
olur.
TÜSİAD, Avrupa yolunda son ve belki de en çetin merhaleyi göze alıyor.
Yola devam etmek istiyor, bu hükümetle veya başkasıyla.
Enis Berberoğlu
Radikal,
29.11.2001
|