|
‘ON
üç milyar euro’luk cirosuyla bir numaralı Türk özel şirketinin ‘L’Oreal'
veya ‘Lafargue’ gibi Fransız devlere karşı hiçbir kompleksi yok.'
Yukarıdaki
satırları, dünkü ‘Liberation’ gazetesinin ekonomi sayfasında
en baş köşeye oturan ve ‘Koç Holding’in konkordato durumundaki
Fransız firması ‘Brandt’a talip olduğunu duyuran haberden
aynen aktardım.
Evet evet, Ankaralı bakkal Vehbi Bey'in mahdumları, 5 bin
elemanıyla altı fabrikada üretim yapan Frenk işletmeyi almak için
cüzdanı açmış durumdalar.
Öteki rakiplerin arasında Amerika'nın ‘Whirlpool’u, İtalya'nın
‘Candy’si ve İsrail'in ‘Elco’su var ama en cazip teklifi
‘Koç - Beko’ veriyor.
Zaten sendikalar da kendi şirketlerini Türklerin almasını istiyor.
Nitekim, masaya sürülen rakkam ibreyi bize döndürdüğü için, tapon
fiyata kapatmak isteyen diğerlerinin etekleri tutuşmuş. Hemen arttırıma
gitmişler.
Düşünün ki, bugün dünyanın yedinci beyaz eşya üreticisi olan ‘Arçelik
- Beko’ eğer ‘Brandt’ı da bünyesine katarsa hem Alman
‘BSC’, İsveç ‘Electrolux’ ve Amerikan ‘Whirpool’
sonra dördüncülüğe terfi edecek; hem de Fransız işletme aracılığıyla
pazarına bu defa tam balıklama dalacağı AB'ye fiilen üye olacak.
Şimdi heyecanla, Nantes Ticaret Mahkemesi'nin vereceği hükmü bekliyoruz.
Ve, kararın ‘Koç Holding’ lehinde çıkması için muskamızı
tutarken, aynı zamanda, onun şahsında ‘k-o-m-p-l-e-k-s-s-i-z’
Türk burjuvazisini selamlıyoruz!
* * *
KOMPLEKSİZ burjuvazi! Ne mükemmel bir tanım. Ne sihirli bir
deyim.
Kimse tereddüt duymasın ki, zaten hanidir Türkiye'yi sırtında taşıyan
bu devrimci, bu ihtilalci, bu yenilikçi sınıf aynı zamanda bizim
geleceğimizdir.
Ondan başka dayanacağımız dal yok! Yalnız iktisadi bağlamda değil,
üretim ilişkilerinin üstyapısını oluşturan siyasi ve fikri bağlamda
da.
Batı'ya oranla tarihi misyonunu bizde daha geç üstlenmiş olan burjuvazi,
tıpkı orada olduğu gibi, ülkemizi hem refah parametreleriyle donatıyor,
hem de dünyayla bütünleştiriyor. Kendi engin ufkunu bizim merceğimize
yansıtıyor.
Oysa, bu satırların yazarı da dahil, ‘cinnet yılları’nda,
henüz yeni yeni oluşmakta olan burjuvaziyi ‘komprador ve montaj
sanayii’ diye aşağılıyorduk.
Salaklığımıza, utanmazlığımıza ve de bilhassa cehaletimize doymayalım!
Tornavida kullanmasını bilmeden frezenin başına oturulduğu nerede
görülmüş ki? Kalay ocağı yokken hangi demir - çelik fırını gökten
zembille düşmüş ki?
Ve bugün, o burun kıvırdığımız ‘montaj sanayi’ dev bir Fransız
işletmeyi almak için rakipleriyle dişediş cebelleşeşerek dünya dördüncülüğüne
oynuyor.
Komplekssiz burjuvazi, ben kendi hesabıma senden özür diliyorum!
* * *
‘KOÇ Holding’ tek emsal mi? Ne münasebet! Başka bir örnek
vereyim.
‘Ümran Holding’, hanidir, Sanayi Devrimi'nde büyük öncü Belçika'nın
adını dünya destan etmiş olduğu o ‘Tubemeuse’ boru fabrikaları
sahibi değil mi?
Bırakın gencecik Pelin Erbil'in sabah Liege sendikasında
ücret; öğlen Çin firmasında pipe-line, akşam da Lizbon uçağında
sipariş pazarlığına oturmasını; yeni teknolojilere vakıf olsunlar
diye Belçikalı kalfalar firmanın Türkiye ünitelerinde staja gönderilmiyor
mu? Orada ağızları bir karış açılmıyor mu?
Veya aynı şirket hem Avrupa'daki şubesine, hem de Hint üretim birimlerine
İstanbul'dan ustabaşı yollayarak, onlara işin raconuna dair ders
vermiyor mu?
Peynir gemisini lafla değil kompresörlü buzdolabıyla, mikro dalga
fırınla, dev ekran televizyonla, çelik sistem kabloyla, milimetrik
boruyla yürüten komplekssiz Türk burjuvazi, komplekssizliği sayesindedir
ki hem bizi dünyaya açıyor; hem de o dünyanın kıstaslarını bize
hayat iksiri olarak şırıngalıyor.
Seni tekrar can-ı gönülden selamlıyoruz komplekssiz Türkiye burjuvazisi!
Ve, Nantes Ticaret Mahkemesi'nin cuma günü, Fransız ‘Brand’
firmasının ‘Koç Holding’e satılması kararı vermesi için muskamızı
tutuyoruz!
Hadi Uluengin
Hürriyet, 09
.01.2002
|