|
Halk hareketi olarak başlayan Türk kurtuluş mücadelesi, Türk toplumunun
emperyalist güçlere karşı
başkaldırısı olarak gelişmiştir. Ancak halk adına hareketi sahiplenen
seçkinlerin iradeleri, kurtuluş
sonrası yeni düzenin kökleşmesinde ön plana geçmiştir. Asker/sivil
bürokrat eliyle gerçekleşen devrimin bu kısmı, toplumu radikal bir
dönüşüme tabi tutmaya çalışmış ve bunu engellemeye çalışan her türlü
etkiyi de bertaraf etme yolunu seçmiştir.
Buna karşılık devrimin başlangıç noktası olan halk hareketi kavramına
sadık kalmaya çalışan insanlara muhalefet saflarında mücadele etmek
düşmüştür. İşte Hüseyin Avni Ulaş, bürokrasinin otoritarizmine bulaşmadan,
halkın devrimine, değerlerine ve en önemlisi milli iradenin tecellisi
olan demokrasi ilkesine sadık kalınması için mücadele vermiş bir
şahsiyettir. Fransız Devriminin “Danton”una benzetilen Hüseyin Avni;
Danton’un İhtilalciler karşısına dikilip, insanların kanının akmaması
için ihtilalci terörün önüne geçmeye çalışması, devrimin kendi kendini
aşmaması için bir sınır konulması1 gayretlerine mukabil, şahıs istibdadının
önlenmesi, kanun hakimiyetinin sağlanması ve demokrasinin tesisi
için, birinci meclis muhalefet saflarında mücadele etmiştir.
Çalışmamızda öncelikle Türk devriminin geçirdiği evreler sonunda
otoriter eğilimler içine girmesi ele
alınacak, sonra yeni kurulan devletin otoriter eğilimlerle kuşatıldığını
gören grubun gayretleriyle
oluşturulan ‘Birinci Mecliste İkinci Grup’ üzerinde durulacak, en
sonunda ise bu grubun önemli
şahsiyetlerinden Hüseyin Avni Ulaş ve demokrasi mücadelesi, dönemin
önemli olayları ışığında
incelenecektir.
Türk Devrimi ve Demokrasi
Ulus devlet yapısı kurmuş ulusal önderler, hedefledikleri modernleşme
ve kalkınmayı gerçekleştirmek için güçlü bir idari yapı mekanizmasının
gerekli olduğunu düşünürler. Bu önderlerin genel eğilimi, çağdaşlaşmanın
amaçlarını tek ve egemen bir parti yönetimi ve güçlü bir hükümet
aracılığıyla gerçekleştirmektir. Her ne kadar çağdaşlaşma amaçlı
yönetimlerin önderleri iktidarların otoriter yapılarının geçici
olduğu teminatını verseler bile, otoriter yönetimin geçici olma
ve daha sonra katılımcı demokrasiye geçiş özelliği fazla güven verici
değildir. Çevre şartları ve konjonktürün gerekleri demokratik katılımcı
yönetimin oluşmasına zemin hazırlasa dahi, otoriter geleneğin alışkanlıklarını
kolay kolay bırakamayacağı tehlikesi karşısında yapılacak çok şey
yoktur.2
Türkiye örneğinde belirgin şekilde görülen demokratikleşmede günümüzde
dahi görülen zorlanma,
sistemin otoriter yapıyla meydana gelen sıkı bütünleşmesi ve güçlü
hükümet alışkanlıklarından
kurtulamamasıdır. Şerif Mardin bu sorunun kaynağını şu şekilde izah
eder:
“Devrimin devlete bakan yönünü esas alan cumhuriyet ideologları,
bireye bakan yönünü gözardı etmişler ve bu alanda özgürlükler ve
demokrasi sorunu ortaya çıkmıştır. Kurulacak yeni yapıya uygun vatandaş
tipinin oluşturulmasından sonra yekvücut olan vatandaşlar için iyileştirici
çalışmalarda bulunmak hedeflenmiştir. Sorun ise burada başlar, “Cumhuriyet
devrimleri ‘devlet’ temelini kurmakta ve ‘devlet’ kavramıyla yapılabilecek
işlerde başarılı olmuştur.
Devrimlerimizin krizin önemli bir ekseni ise çağdaş kişiliğin yapı
problemleriyle kesiştiği noktada ortaya çıkmıştır.”3
Yukarıdaki ifadelerde de belirtildiği gibi, Türk İnkılabının ilk
yıllarında demokrasi ilkesine çok fazla yer verilmemesinin sebebi,
inkılabın dönüştürücü amacına, katılımcılık ve birey kavramlarının
menfi
tesir edeceği gerçeği olarak görülmektedir. Tarık Zafer Tunaya bu
konuda, öncelikli olanın, ulusal
planda oluşumların meydana getirilmesi ve kişi olarak Türk’ün yaşayabileceği
ve gelişeceği çevre, bağımsız bir ülke oluşturma olduğunu zikreder.
Kişisel planda insan ögesiyle uğraşmanın daha sonra, ancak bugün
ön plana alınacağını da ekler.4
Demokrasilerinde her zaman pürüzler bulunan gelişmekte ve az gelişmiş
olan ülkelerde olduğu gibi bizde de, Batı dünyasının karakteristik
özelliklerinden oldukça farklılık gözlenir.
“Türkiye’de neredeyse kutsallaştırılmış bir devletçi zihniyet ve
düşünce geleneği vardır. Doğrudan doğruya demokrasinin özneleri
olması gereken unsurlar arasında bile, sivil olanın meşruiyeti ve
devletin fonksiyonlarının bu çerçevede üretilmesi gerekliliği anlayışı
dahi gelişmemiştir”.5
Otoriter yönetim şekli Türk toplumunun yabancısı olmadığı bir yönetim
şeklidir. Osmanlı Devleti
bireylerin örgütlenmesi, tarım toplumuna dinamizm kazandırmak için
geleneksel tarım toplumlarının
“merkezkaç” eğilimlerinin engellenmesi ve eski Türk topluluklarının
kabileci eğilimleri ve parçalanmış
yapılarının tasfiyesi için siyasi merkeziyetçiliği bir hayatiyet
meselesi olarak işletmişlerdir. Ancak,
Tanzimat’la birlikte ülkenin batılılaşma sürecine girmesi sonucu
ortaya çıkan asker-sivil bürokrat ve
batıcı aydın kesiminde halka bakış değişmiş, halka medeniyet götürmek
misyonunu yüklenen seçkin sınıf dönüştürücülük görevini üstlenmiş,
ve medeniyet havariliği içine girmişlerdir. Pozitivizm kılıcını
kuşanmış ve devrim sonrası cahil halka yeni iyi ve doğruları kazandırmaya
çalışan Cumhuriyet bürokrasisi de bütün iyilikleri ve doğruları
halka benimsetirken tepeden inmeci, jakoben bir ideoloji halinde
tezahür etmiştir.6
İnkılapların otoriter devletin ideolojik aracı olarak kullandığı
Tek Parti döneminde, ya demokrasi uğruna inkılap ve halkı dönüştürme
hareketlerinden vazgeçilecek, ya da demokrasinin zamanının
gelmediğinden bahisle bu kavram gündemden kaldırılmaya çalışacaktı.
İkinci uygulama öne çıkarken, biraz daha değişik olarak, cumhuriyetin
faziletlerinden bahsedilirken, demokrasiden hiç söz edilmemesi,
dönemin yöneticilerinin demokrasi konusunda zamanın erken olduğu
görüşünde olduklarının göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Antidemokratik düşünce geleneğinin pratik uygulamasının kökleştiği
dönemde, demokrasiyi imkansız
gören zihniyet, toplumu aydınlar tarafından terbiye edilecek bir
kitle olarak görmekle demokrasiyi
gündelik hayat içinde özgür bir tartışma ortamında üretmek şansını,
cumhuriyetin temellerini atarken
kaybetmiştir. “Cumhuriyet tarihi demokrasinin tarihi değil, aksine
ordu ve bürokrasinin denetimi ve
kitleleri devletin resmi ideolojisi haline gelen Kemalist görüşün
çizgisine çekmenin tarihi olmuştur.”7
Türkiye
Cumhuriyeti İnkılap seçkinlerine göre demokrasi, ulaşılması gereken
bir hedef olmasına
karşın mevcut zeminde uygulanması mümkün olamayacaktır. Gerekli
sosyal ve kültürel altyapılarını tamamlamayan halka uygulanacak
olan eğitim ve dönüştürme işlemi sonucunda hedef kitlenin
sosyalleşmesinin sağlanmasından sonra demokrasi kurumları ile birlikte
işletilebilecektir. Aksi yönde
düşünenlerin muhalefet örneğine geçmeden önce, bu yönde düşünen
seçkinler arasında dikkati çeken bir örneğe kulak verilecek olursa,
Türk devriminin önemli ideologlarından Recep Peker’e göre, gerçek
demokrasinin mülkiyeti esas kabul etmesinin yanında sermaye ve işçi
sınıfını kontrol altına alan, “liberalizmin kaos ortamı”na fırsat
vermeyen ekonomide “ılımlı” siyaset ve idarede” “sıkı” bir devletçilik
ve “otoriter demokrasi” esas alınmalıdır.8
Birinci Mecliste “İkinci Grup”
Yeni Türk devletinin kuruluşunda bu düşünce içinde bulunan fikir
adamlarının yanı-sıra “Padişahlığın
monist yapısından kurtulalım derken yeni despotizmin ağına düşme
tehlikesini” dile getiren ve milli
iradenin tecellisi için milli meclisin işlerliğe kavuşturması gerektiği
üzerinde fikirler ileri süren
siyaset adamlarına da rastlanmaktadır.9
Türkiye
Büyük Millet Meclisi kurulduğunda öncelikli hedefi
emperyalist saldırılara karşı mukavemet olduğu için yek vücut bir
görüntü arzetmekteydi. Ancak zamanla rejim yerleşip de farklı görüşler
ortaya çıkınca, başgösteren otoritarizme karşı mücadele eden ve
esasta fikir ayrılıkları olmamasına rağmen usulde yapılan uygulamalara
demokrasi ilkesini ihlal ettiği düşünce ile karşı çıkan “ikinci
grup” bu kaygılarını yüksek sesle ifade ederek muhalefet cephesinde
mücadele etmek zorunda bırakılmıştır.10
Rauf
Orbay’ın bu grup hakkındaki sözleri kayda değerdir:
“Muhaliflerin başında görülen Hüseyin Avni, Çolak Selahattin ve
onlara iltihak eden Kara Vasıf Bey’ler,
benim de Mustafa Kemal Paşa’nın da arkadaşlarımızdı. Bunların başlıca
muhalefetleri “devlet ve hükümet işlerinin meclis murakebesinden
sıyrılarak tek elden yürütülmeye doğru gittiği kanaatlerinden doğup,
bunu önlemeye matuf görünüyordu. Bu noktada pek hassas olduklarını
belirterek, bilhassa Mustafa Kemal Paşa’nın hem meclis hem hükümet
başkanı ve aynı zamanda başkumandan olarak bütün yetkileri elinde
toplamış olmasından endişe ettiklerini gizlemiyorlardı. Halbuki
o günkü durumda böyle olması zaruri idi. Başka çare yoktu. Fakat
bu gerçeği karşı tarafın milli hakimiyet hassasiyetine anlatmak
güçtü.”11
Bu grup, cumhuriyetin başlangıcında ortaya çıkan demokrasi-otoritarizm
mücadelesinde milli iradenin
meclis eliyle işletilmesi için gayret sarfeden siyaset adamlarından
oluşmaktaydı. Muhalefet cephesinde mücadele etmek zorunda kalan
ve “demokrasi” lafzını da yüksek sesle söyleyen grup üyeleri, memleketin
âli menfaatleri karşısında susmak zorunda bırakılmış, hatta vatan
haini ilan edilerek siyaset sahnesinden uzaklaştırılmıştır.12
Bu meyanda zikredilecek en önemli şahsiyet kuşkusuz dönemin ilk
demokratı sayabilecek olan Birinci Meclis Erzurum Mebusu Hüseyin
Avni Ulaş’tır.
Yeni Türk Devleti’nin İlk "Demokrat"ı
Tanzimattan itibaren Osmanlı siyasi hayatına yön verenler, Dersaadet
kökenli ve çoğunluk itibariyle
asker olan bürokratlardı. Tanzimat paşalarından İttihatçı önderlere
kadar bütün siyasi oluşumlar
asker/sivil bürokratlar eliyle kotarılmış, otoritarizm toplumu yönlendirmenin
ve yeniden yapılandırmanın tek ve geçerli aracı olmuştur. Cumhuriyette
ise gelenek devam ettirilerek çoğunluğu asker olan bürokratlar eliyle
yeni yapı kurulmuştur.13
Yeni kurulan devletin kurucuları içinde şüphesiz istisnalar mevcuttur.
Devletin yapısı ve işleyişi
üzerinde önemli etkileri olan Hüseyin Avni Ulaş bu istisnaların
başında gelmektedir.
Öncelikle taşra kökenli olması onu diğer Cumhuriyet seçkinlerinden
farklı kılar. 1887 yılında Erzurum’un Kümbet köyünde doğan Hüseyin
Avni Bey, ilk eğitimini aldığı Erzurum’dan hukuk tahsili için ayrılmış
ve İstanbul’a gelmiştir. Bu dönemden sonra siyaset sahnesinde boy
gösteren Hüseyin Avni, son Osmanlı Meclisi Mebusan’ına girmiş, Kafkas
cephesinde sivil milis olarak savaşmıştır. Milli Mücadele’nin başlamasından
sonra ise Erzurum ve Sivas kongrelerine katılarak Anadolu Hareketi’nin
önde gelen isimlerinden olmuştur.14
Asker
sivil bürokrat geleneğinden ayrı olarak sivil bir eğitim ve mücadele
altyapısı, onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik olarak belirmektedir.
Birinci TBMM’de Erzurum mebusu olan Hüseyin Avni, dönemin otoriter
yönetim arzularının karşısında durmuş ve bu tutumu ile de muhalefet
cephesinde mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. Milli Mücadele,
saltanatın kaldırılması, milli iradenin tesisi gibi konularda ön
saflarda olan Hüseyin Avni, zamanla yönetimin bazı konularda otoritarizme
kayması karşısında şiddetli eleştirilerde bulunarak bunları engellemeye
çalışmıştır. Birinci B.M. Meclisi’nde Heyet-i Vekile üyesi Adnan
Adıvar’ın, Hüseyin Avni hakkında Hareket dergisinin yaptığı ankete
cevap verirken kullandığı: “Siyasi karakteri sağlam ve cesur idi.
Tenkitleri cesurane ve hürriyetperverane idi” ifadesinin yanısıra
Hüseyin Avni’nin mücadelesini tanımlarken sarfettiği : “Birinci
B.M. Meclisi’nde beni en çok yoran arkadaşlarımdan biri idi” sözleri,
onun karşıt gruptaki insanların da takdirini kazanmış bir siyaset
adamı olma özelliğini tescil etmektedir.15
Hüseyin Avni muhalefetini, milli iradenin meclis eliyle işletilmesi,
yönetimin tarafsızlığı, istiklâl mahkemeleri adıyla özel yetkilerle
donatılmış mahkemelerin demokrasi ilkesiyle çeliştiği hususu ve
temel hak ve özgürlüklerin sağlanması konularında yoğunlaştırmıştır.16
Milli iradenin meclis elinden alınıp önce Heyeti Vekileye daha sonra
da “Başkumandanlık” kanunu ile
Mustafa Kemal Atatürk’e verilmesi karşısında ekibi ile birlikte
şiddetli bir muhalefet atağına girişmiştir.
Hüseyin Avni’nin muhalefeti karşısında Atatürk daha sonra, "...Efendiler;
Hüseyin Ayni Bey Başkumandanlık kanunu aleyhinde söz söylerken birtakım
laflar sarfetmiş. Yüksek Meclise bu hareket ile milleti rezil edeceksiniz
! demiş. ... Vazifeler şahıslarla olmaz; şahıs yoktur, millet vardır
tarzında düsturlar ortaya atmış.
Gerçi asıl olan millettir, sosyal topluluktur. Onun da genel iradesi
mecliste tecelli etmiştir; bu her yerde
böyledir. Fakat bireyler de vardır. Meclis, yurt ve devlet işlerini
bireylerle, şahıslarla yapmaktadır.
Her devletin işlerini çeviren şahıs ve şahıslar meydandadır. Gerçeği
anlamsız nazariyelerle inkara yer
yoktur.”17
ifadeleriyle
kendini savunacaktır. Ancak burada ifade edildiği gibi Hüseyin Avni’nin
“Başkumandanlık Kanunu”na bütünüyle muhalefeti sözkonusu değildir.
Kaldı ki, dönemin hassas
özelliğinden dolayı askeri alanda bu kanunun gerekliliğine o da
inanmaktadır. Birinci Mecliste
muhalefeti incelediği hacimli çalışmasında Ahmet Demirel, Hüseyin
Avni ve ekibinin bu kanun hakkındaki görüşlerini şöyle dile getirmektedir.
"Muhalif mebuslar Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığa getirilmesine
karşı çıkmamışlar, hatta
destek vermişlerdir. Buna karşılık, Kanun’la Başkumandan’a kanun
yürürlükte olduğu süre boyunca
meclis yetkilerini kullanma hakkı verilmesini hiçbir zaman kabul
etmemişler, başından beri buna karşı
çıkmışlardır."18
Ayrıca Mustafa Kemal de, kanunda kısa bir süre içinde sınırlandırılmış
olsa bile Meclis yetkilerinin bir
şahsa devrinin esasen doğru olmadığını ifade etmekteydi.
“İtiraf etmek lazımdır ki, bu yetki büyük bir yetkidir. Meclisin
yetkisidir ki bana veriyor. Böyle olmakla beraber, üç ay sonra elbette
ya yenilersiniz veya yürürlükten kaldırırsınız. Böyle bir yetki
vermek
doğru değildir. Bunun için üç ay gibi kısa bir zamanla sınırlayınız.”19
Özel olarak Hüseyin Avni’nin bu kanun hakkındaki düşünce ve/veya
eleştirilerine gelince; öncelikle,
Mustafa Kemal’ın aynı zamanda Meclis Başkanı olması sıfatıyla sorumsuz,
Başkumandanlık sıfatıyla ise sorumlu olacağını ve bu durumun oluşturacağı
karmaşayı dile getirmiştir.20
Muhalefetin baskıları karşısında Fevzi Çakmak’ın, verilen yetkilerin
geri alınması dışarıya karşı zaaf teşkil edeceği kaygısı karşısında,
Avrupalıların karşısına reşit bir millet olarak çıkmanın gereğini
vurgulayarak asıl zaafın meclis üstünlüğünden taviz vererek gösterileceğini
işaret etmiştir. 21
Başkumandanlığın
gereği konusunda, “Gayemiz, düşmanı kovmaktır. Emr-i kumanda gerekliyse
o başka kanundur. Fakat bu kanundur. Fakat bu kanun muhteva itibariyle
tamamen başkadır. Başkumandanlığa gerek varsa ayrı bir kanun yapalım”22
ifadeleriyle meclis yetkisi hususundan ayırarak, askeri uygulamalarla
sınırlı bir başkumandanlık teklifi
yapmıştır.
Kanunun uygulama alanlarından olan İstiklal Mahkemeleri hakkında;
bu mahkemelerin el uzatmadığı
alanın kalmadığı, hükümetin bütün icraatlarını eline aldığı ve meclis
adına hükümler verdiğini ifade
ederek, eğer bir mahkeme teşkil edilecekse bunun da hukuk kuralları
içinde işletilmesi gerektiğini
belirtmiştir. Her ne kadar olağanüstü bir durum içinde bulunulsa
bile “inkılabın da hukuku vardır”
düşüncesiyle o hukukla hareket edilmesi gerektiği üzerinde durmuş,
ve devamında: "Efendiler, siz
memleketi kurtarmak istiyorsanız siz mahkemeleri yaşatmak istiyorsanız
işte burada üçyüzelli mahkememiz var. Onun kudretini artırın, onun
kudreti olmazsa dört mahkeme beş mahkeme adaletin bütün teşkilatını
yürütemez. Bütün suistimalin önüne geçemez. Binaenaleyh tecziye
edemez. Ben zannediyorum ki adli mahkemelerimizin oldukça muntazamdır.
(...) Daha ziyade adliyeyi hakim etmeye çalışalım. Askeri firarileri
için lazım ise, yalnız ona tahsis edelim. Böyle maddi manevi zarar
takdirine selahiyetdar, umumi cümlelerle verilen namütenahi (tefsir
ve tevile müsait cümlelerle verilen selahiyetle ve) re’yi hodiyle
her şeyi hüküm altına almak, her şeye hüküm vermek selahiyetini
artık refetmek, üzerinize farzdır."23
ifadeleriyle İstiklal Mahkemeleri’nin hukuki yapı içinde telakki
edilmesi ve hukukun ruhuna uygun hale
getirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Milli iradenin meclis eliyle ifade edilmesi çabalarının yanında
üzerinde durulacak en önemli
hususiyeti, kanunun üstünlüğüne dayalı bir rejimi yerleştirme çalışmalarıdır.
Bu amaçla muhalif seslere hoşgörüyle yaklaşmanın ve kanun sınırları
içinde muamele etmenin gerekliliğini ısrarla vurgulamıştır. Temel
hak ve özgürlüklerle beraber basın özgürlüğünün sağlanması çabaları
sırasında; "cepheler kan ağlarken bunlar da ne oluyor?"
sorusuna verdiği cevap onun bu konuda da sergilediği hassasiyeti
özetler. "Cepheleri tutacak olan kanunudur, adalettir!."24
Hüseyin Avni'nin de içinde bulunduğu ve "demokrasi" bağlamında
anlamlı bulduğumuz bu muhalefet karşısında iktidarın basın yoluyla
savunulduğu görülmüştür. Sözgelimi, Yunus Nadi'nin Yenigün gazetesinde
yayınlanan "yeni bir cidal devri" adlı makalesinde, muhalif
grup için sarfettiği, "Bazı maksatlar için kamuoyuna tereddüt
teşevvüşler aşılamak isteyen beş on kılıç arttığının gayretleri"
ifadelerinin yanısıra, "Türk Milleti kendi istiklalini korumaya
ve kurtarmaya çalışırken karşısına çıkan düşmanların en şeni'i Halife
ve sultan olduğunda elbette karar kılmıştır. Hal böyle iken bu memlekette
Sultan ve Padişah isteyen sefil ruhlar bulunabildiğini farzettirecek
bazı emare ve alametler eksik değildir. Biz biliriz ki onlar vardır,
ve biz biliriz ki onlar kendi kanları içinde boğulacaklardır. Bize
diyecekler bulunabilir ki: Hani ya, yahu hürriyet ve serbesti? Millet
emrediyor ki bu işte hürriyet ve serbesti yoktur. Kokmuş ve muzır
fikirlere serbest gezmek ve serbest söyleyebilmek mesağı yoktur.
İsterse onu söylemek iddiasında bulunacaklar Büyük Millet Meclisi
azasından bulunsunlar!"25
sözleriyle
muhaliflere sert ve tehditkâr bir dille çatmıştır. Buna cevaben
Hüseyin Avni'nin yapmış olduğu Meclis konuşmasında Yunus Nadi'nin
"Benim fikrim dışında söz söyletmem" tavrına karşılık;
kullandığı aşağıdaki ifadeler, ona karşı yakıştırmalara cevap verirken
aynı zamanda inkılabın
sahibinin halk olması gerektiğine ilişkin vurgusuyla, Hüseyin Avni'yi
yeni devletin demokratı olarak
niteleyişimizi haklı kılar görünüyor:
"Biz inkılabı fikirle yapacağız ki, payidar olabilsin. Eğer
kabadayı usulünü takip edersek, korkarım ki o
zaman inkılaptan mahrum kalırız. Kanla değil fikirle inkılap yapacağız.
Yine makalesinde 'bunu arzu edenler isterse Büyük Millet Meclisi
azası olsun' diyor. Efendi, Büyük Millet Meclisi hiçbir baskı altında
değildir. (...) İnkılaplar fikir teşkilatıyla, mektebiyle gelişir.
Yoksa 31 Mart hadisesi gibi bu memlekette inkılap yapılamaz. Bizim
inkılabımızı bu gibi fikirler çürütmektedir. İnkılap fikrinin münevver
öncüsü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Halka hakkı hükümranisinin
fazilet ve meziyetini öğretmelidir.
Onun tercüman-ı efkarı olan gazeteler, onun alemdarlığını ilan eden
arkadaşlarımız, ilmi münakaşa
ilebu vazifeyi yapmalıdır, ölüm tehdidiyle değil efendiler. Bu yetki
kimsede yoktur. Zaten gülerim ben;
Yunus Nadi Bey'in sözüyle memlekette bir bıçak kımıldayacak olursa,
evvela beni vursun. Telaşım şu
ki; eğer bu iş ölümle sonuçlanacaksa inkılap da ölecektir"26
Sonuç Yerine
Mücadelesinde şahıs hakimiyeti yerine halk hakimiyetini tesis etmeye
çalışan Hüseyin Avni'nin
muhalefetinin tek kaynağı gönülden bağlı olduğu demokrasi ilkesi
idi. TBMM'nin çıkardığı bütün
kanunların eksiksiz uygulanmasını isterken, yasamanın yürütmenin
üstünde olduğunu ısrarla ifade etmiştir.
Haraket dergisinde yazılan bir makalede "Milletin istiklal
savaşında nasıl ön safta yer aldıysa
istiklalini kazanan milletin hürriyetini tehdit eden her hareket
karşısında da gürledi. Birinci meclisin
demokrasi kahramanı oldu. Millete, fikri inkılabı uyandıralım aksi
takdirde yarın gene müstebit bir
sultanın esiri olursunuz diyordu."27
ifadeleriyle
anlatılan Hüseyin Avni, aynı dergide Denizcioğlu imzalı yazıda "Yalnız
alkış gürültüsüne alışmış olan kulaklara, ilk büyük millet meclisinde
biraz da hakkın, adaletin, kanunun, sesini ulaştırmak istedi."28
denmektedir.
Nurettin Topçu ise bu demokrasi havarisi hakkında; "En büyük
korkusu şark
despotizminin yeniden hortlamasıydı."29 yorumunu yapıyor.
Muammer Asaf'ın naklettiği, dönemin Bahriye Vekili İhsan Yavuz'un
şu sözleri Hüseyin Avni'nin davasını izahta bize yardımcı olacaktır.
"Bizim en büyük hatamız, Hüseyin Avni'nin kapatmaya çalıştığı
kapıyı açık tutmakta endişemiz oldu. Bu yüzdendir ki inkılabın mev'ud
meyvesini çürüttük."30
Görülüyor ki, Hüseyin Avni, hukukun üstünlüğü, demokrasi, milli
iradenin tesisi yönündeki çalışmaları
ile muhalif olduğu grup tarafından bile takdir edilmiştir. Birinci
Mecliste grubu ile birlikte yapmış
olduğu kanun çalışmaları ve otoriter eğilimler karşısında gösterdiği
mücadeleler ile döneme damgasını vurmuş önemli şahsiyetler arasına
girmiştir. Sivil başkaldırı kavramına anlam kazandıracak gayretiyle
Gandi'ye, birlikte yapılan devrimin sapmasından endişe ederek muhalefet
saflarına geçmesi ile Danton'a benzetilen31
Hüseyin
Avni Ulaş, hayatının her döneminde yılmayan bir demokrasi savaşçısı
olarak tarihe kaydedilmiştir.
NOTLAR
1. Server Tanilli, Fransız Devriminden Portreler,
(İstanbul: Cem Yayınları. 1993). 36.
2. a.g.e. 369.
3. Şerif Mardin, "Atatürkü Anarken." Türkiye Günlüğü ,
(Mayıs-Haziran 1994), 7-9.
4. Tarık Zafer Tunaya, Türkiyenin Siyasal Hayatında
Batılılaşma Hareketleri, (İstanbul: Yedigün Matbaası,
1960) 228.
5. Vedat Bilgin, "Türkiye'de Antidemokratik Düşünce
Geleneği Üzerine" Türkiye Günlüğü, (Nisan 1989),16.
6. a.g.m., 16.
7. Erkan Akın, "Kemalizm, Laiklik, Halkçılık ve
Demokrasi " Türkiye Günlüğü, (Kış 1990), 80.
8. CHP Dördüncü Büyük Kurultayında Recep Peker'in
Söylevi, Ankara : Ulus Matbaası, 13.5.1935.
9. Ahmet Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet,
(İstanbul: İletişim Yay., 1995), 229.
10. a.g.e, 230.
11. Feridun Kandemir, Hatıralar ve Söylemedikleriyle
Rauf Orbay, (İstanbul: Yakın Tarihimiz Yay., 1965),
57.
12. Lütfü Bornavalı, "Partiler Karşısında Hüseyin
Avni", Hareket Dergisi, Sayı 13, (Mart-Nisan 1948).
13. Demirel, a.g.e., 50.
14. Ana Britannica, Cilt. 21 Ana Yay. 1990, "Hüseyin
Avni Ulaş " maddesi.
15. Hareket Dergisi, "Hüseyin Avni Ulaş Hakkında
Anket." Sayı 14 (Mart 1948).
16. Mehmet Altan, "Cumhuriyet'in İlk Demokratı Hüseyin
Avni Ulaş'ı Rahmetle Anıyorum..." Sabah Gazetesi,
31.9.1994.
17. Muammer Çelik, Hüseyin Avni Ulaş. (İstanbul:
Erzurum Kitaplığı Yayınları, 1996), 360.
18. Demirel, a.g.e., 260.
19. TBMM Gizli Zabıt Cerideleri, cilt 11. (İstanbul:
İş Bankası Kültür Yayınları, 1985). 166.
20. a.g.y, 414.
21. a.g.y., 327.
22. a.g.y., c. 111., 317 .
23. a.g.y, 614-615.
24. Aktaran Demirel, a.g.e., 375.
25. Yunus Nadi, “Yeni Bir Cidal Devri" Yenigün
Gazetesi, 26 Kasım 1922.
26. TBMM. Z. C. Cilt: 27. 47-48 den aktaran Ahmet
Demirel, a.g.e. 499-500.
27. Cahit Okurer, "Karakter Kahramanı Hüseyin Avni",
Hareket Dergisi, sayı 24, (Ocak, 1949).
28. Denizcioğlu, "Hüseyin Avni Ulaş'a dair bir katre
düşünce", Hareket, sayı 24, (Ocak-1949).
29. Nurettin Topçu, Birinci Devre Erzurum Milletvekili
Hüseyin Avni Ulaş, (İstanbul: Milliyetçi Derneği
Neşriyatı, 1958).
30. Muammer Asaf, "Hüseyin Avni Ulaş", Hareket, sayı
14, Nisan-1948.
31. Nurettin Topçu, "Hüseyin Avni", Hareket, sayı 13,
Mart-1948.
KAYNAKLAR
Akın, Erkan, "Kemalizm, Laiklik, Halkçılık ve
Demokrasi", Türkiye Günlüğü, Kış 1990.
Altan, Mehmet, "Cumhuriyetin İlk Demokratı Hüseyin
Avni Ulaş'ı Rahmetle Anıyorum...", Sabah, 31.9.1994.
Ana Britannica, Cilt 21, İstanbul: Ana Yay. 1990.
Asaf, Muammer, "Hüseyin Avni Ulaş", Hareket, sayı 14,
Nisan 1948.
Bilgin, Vedat, "Türkiye'de Antidemokratik Düşünce
Geleneği Üzerine", Türkiye Günlüğü, Nisan 1989.
Bornavalı, Lütfü, "Partiler Karşısında Hüseyin Avni",
Hareket, sayı 13, Mart-Nisan 1989.
CHP Dördüncü Büyük Kurultayında Recep Peker'in
Söylevi, Ankara: Ulus Matbaası, 13.5.1935.
Çelik, Muammer, Hüseyin Avni Ulaş, İstanbul: Erzurum
Kitaplığı Yayınları, 1996.
Demirel, Ahmet, Birinci Mecliste Muhalefet, İstanbul:
İletişim Yay., 1995.
Denizcioğlu, "Hüseyin Avni Ulaş'a Dair Bir Katre
Düşünce", Hareket, sayı 24, Ocak-1949.
Hareket Dergisi, "Hüseyin Avni Ulaş Hakkında Anket",
Sayı 14, Mart -1948.
Kandemir, Feridun, Hatıralar ve Söylemedikleriyle Rauf
Orbay, İstanbul: Yakın Tarihimiz Yay., 1965.
Mardin, Şerif, "Atatürk'ü Anarken", Türkiye Günlüğü,
Mayıs-Haziran 1994.
Nadi, Yunus, "Yeni Bir Cidal Devri", Yenigün Gazetesi,
26.11.1922.
Okurer, Cahit, "Karakter Kahramanı Hüseyin Avni",
Hareket Dergisi, Sayı 24, Ocak-1949.
Tanilli, Server, Fransız Devriminden Portreler,
İstanbul: Cem Yay., 1993.
TBMM Gizli Zabıt Cerideleri, Cilt II, İstanbul: İş
Bankası Kültür Yayınları, 1985.
Topçu, Nurettin, "Hüseyin Avni", Hareket, sayı 13,
Mart-1948.
-----, Birinci Devre Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni
Ulaş, İstanbul: Milliyetçi Derneği Neşriyatı, 1958.
Tunaya, T. Zafer, Türkiye’nin Siyasal Hayatında
Batılılaşma Hareketleri, İstanbul: Yedigün Matbaası,
1960.
İhsan
ÇOLAK
|