|
Dünya, Türkiye'nin dış borçlarını ödeyebilecek bir noktaya gelmesini
arzuluyordu. Borç ödemek için para kazanmak gerekti... Üstelik de
yeryüzünden... Turgut Özal'ın 24 Ocak kararları bu nedenle, hem
de IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası ekonominin müfettişlerinin
desteğiyle alındı
Son günlerde, o devasa marketlerden birine yolunuz düştü mü? Düştüyse
elektronik aletler bölümüne göz atabildiniz mi? Özellikle televizyonların
satıldığı bölümlerde, şaşırtıcı bir hareketlilik var... On beş yirmi
dakikalık bir süre zarfında, 37 ekran televizyonların peynir ekmek
gibi satıldığını görüyorsunuz...
Benim uğradığımda, Vestel'in çıkardığı 37 ekran 160 milyon liralık
ve üç sene garantili, First Line marka tükenmişti. Satıcının söylediğine
göre, her hafta başında gelen mal hafta sonunda bitiyormuş. Herkes,
Shov marka olanı kapışıyordu. O da gene 37 ekran, 140 milyon lira
ama iki sene garantili...
Daha önceleri çok revaçta olan yabancı markalar ise sıralanmış
duruyordu. Sony 450 milyon, Toshiba ise 370 milyon liraydı. Yabancı
televizyonların çok revaçta olduğu bir Türkiye'den yerli üretimin
öne geçmeye başladığı bir Türkiye'ye geldik. Alıcılar, yüz kanallı
bir televizyonu, üstelik de iki, üç yıllık garantiyle, neredeyse
100 dolara almanın keyfi ile hareket ediyorlar ama bu gerçeğin ardında,
hay huy içinde gözden kaçan uzun bir geçmiş var...
YERYÜZÜ DEĞİŞİRKEN
Türkiye'nin en net resmini Beş Yıllık Programlar verir. Ama fotoğraf
sanatında detaylara meraklıysanız, Avrupa Birliği için hazırlanan
"Türkiye Ulusal Programına" da bir bakmalısınız.
Orada, hem fotoğraf, hem de o fotoğrafın detay çekimi var. Türk
malı televizyonların tutulmasının arkasındaki süreci de, oradan
özet olarak izleyebiliriz. 1960'larda sanayileşme atılımları, devletin
pek çok sektörde öncülük etmesiyle başladı. Dışardan aldığımız ve
çok döviz ödediğimiz malları, yüksek gümrük duvarları arkasında
kendimiz üretmeğe başladık. Siyasal kayırmacılık, bu süreçte ikinci
aşamaya geçmemizi önledi.
Bir süre sonra, dışarıya mal satacak ve döviz kazanacak bir aşamaya
gelmek yerine, tüketicinin gadre uğradığı, üreticinin gereğinden
fazla korunduğu zaafiyetli bir ortama düştük. Üretimle tüketim arasında
bir dengesizlik oluştu.
Ardından petrol krizi de patlayınca, ekonomi iyice dara düştü.
Dünya konjonktürü de değişmişti. Yeryüzü, sermaye birikimini, dayanıklı
tüketim malları üretimine dayalı yapmaktan, yavaşça bilgisayarlara
geçmeye yönelmişti.
1980 yılı geldi çattı...
2000'E DOĞRU
Dünya, Türkiye'nin dış borçlarını ödeyebilecek bir noktaya gelmesini
arzuluyordu. Borç ödemek için para kazanmak gerekti... Üstelik de
yeryüzünden...
Turgut Özal'ın 24 Ocak kararları bu nedenle, hem de IMF, Dünya
Bankası ve OECD gibi uluslararası ekonominin müfettişlerinin desteğiyle
alındı.
Dış ticaret serbestleşiyordu...
Kur ve teşvik politikaları ile ihracat destekleniyordu...
Reel faizler artırılıyor ve böylece yurtiçi tasarrufların yükselmesi,
yatırımların çoğalması hedefleniyordu...
Uluslararası sermayenin hareketleri özgürlük kazanıyordu...
Türk Lirası konvertibl hale geliyordu... Sadece içerde kullanılan,
dışarıda ise geçersiz bir para olmaktan çıkıyordu...
Özelleştirme ile de kamunun ekonomideki aşırı ağırlığı hafifletilecekti...
Hala da hafifletilecek...
Artık, ithal ikameci dönemden, dışa açık büyümeye geçmiştik...
Dış ticaret rejimi serbestleşmiş, dış ticaret üzerindeki kısıtlayıcı
kotalar kalkmış, gümrük vergilerinde önemli indirimler sağlanmıştı.
Böylece dış ticaretimizin içeriği boyutlandı. Mal çeşitlerimiz ve
mal sattığımız ülkeler çoğaldı, ihracat hızla yükseldi.
1980'lerden itibaren başlayan özgürleşme ve ekonomik büyüme, siyasi
avantacılık sürdüğü ve temel dönüşümler tamamlanamadığı için 1990'lardan
sonra tıkanma sinyalleri vermeye başladı.
Kemal Derviş, 1990 sonrasını "Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye
Geçiş" programında şöyle analiz eder
"Türk Ekonomisi 1990'lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla
ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmaktadır. Yaşanan bu krizlerde
dışsal etkenlerin de rolü olmakla beraber krizlerin başlıca nedenleri
1- Sürdürülemez bir iç borç dinamiğinin oluşması
2- Başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının
ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulmamış olmasıdır."
Tabii söylemeye gerek yok, 1990'ların başında Özal gitmiş, Demirel
gelmişti. Ekonominin siyasete kurban edilme töreni hayatımızın ortasına
yerleşmişti.
DENİZ BİTİNCE
Bölük pörçük yaklaşımlara karşılık eski devletçi ekonomik yapının
rantlarından sonuna kadar yararlanma ısrarı, bir yandan değişimleri,
bir yandan dirençleri, bir yandan da krizleri üretti.
1999 yılında, enflasyonun ülke damarlarını tıkayan tahribatı, kamu
açıklarının sırtlanamaz duruma gelmesi, AB sürecine adım atmayı
önleyen makro ekonomik dengesizlikler, köklü bir reformu kaçınılmaz
kıldı. Kapsamlı bir program gündeme geldi.
Ortada Gümrük Birliği var
1994 yılı krizi, 1997 yılı krizi, 1999 yılındaki 17 Ağustos felaketini
sıralamadan önce, eğer büyük marketlerdeki Türk televizyonlarının
ardındaki gerçeği anlamak istiyorsak, Türkiye'nin 1995 yılında gerçekleştirdiği
Gümrük Birliği mucizesinde biraz soluklanmalıyız. AB ile imzalanan
Gümrük Birliği, Türk kamu ve özel mallarını rekabete dayanıklı hale
getiren çok önemli bir dönemeçtir.
İç pazara alışmış olan sanayi, dışarıda rekabet edecek mekanizmaları
kurmak ve AB ile rekabet eder hale gelmek için kendini Gümrük Birliği'nden
sonra yapısal bir dönüşüme tâbi tuttu.
Dış ticarette ve gümrüklerde AB'ye tam uyum sağlandı. Fikri, Sınai
ve Ticari Mülkiyet Hakları gündeme geldi, bunlar güvence altına
alındı. Tüketicinin korunması, kamu ihaleleri, şirketler hukukundaki
dönüşüm, rekabet hukuku hep Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye armağanlarıdır.
Gümrük Birliği'nin Türk sanayii için ne anlama geldiğini, Sekizinci
Beş Yıllık Plan'daki bir cümle ile özetleyelim
"Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği 1996 yılından bu tarafa,
Türk sanayi rekabet konusunda kayda değer bir performans göstermiştir.
Sanayide, otomotiv hariç, önemli bir şikayet gelmedi."
Bugünkü nitelik değişiminin ilk harcı 1980'de konmuş, yapının yükselmesi
ise Gümrük Birliği sayesinde gerçekleşmişti.
Mehmet Altan, Sabah
21.10.2003
|