|
Hedef siyaseten para kazanmanın bittiği bir Türkiye. Bazıları enflasyon
inerken uyuyamıyor. Çünkü kolay para kazanma dönemi sona eriyor.
Ancak dünya ile rekabet konumunu koruyanlar ayakta kalabilecek
1999 yılında IMF ile üç yıllık bir anlaşma imzalandı. Amaç, enflasyon
ile mücadele ve yapısal uyumdu. "Enflasyon ile mücadele"
vurgusunun altını çizmeli... Türkiye 350 yıldır enflasyon ile yaşıyor.
Eskilerde, atıl kapasiteyi harekete geçirmek için az bir dozu faydalı
sayılan enflasyon, uzun vadede ekonomiyi kendi gerçeğinden koparıyor.
Kaynakların etkin dağılımını önlüyor, ülkenin ekonomik haberleşmesinin
aracı olan fiyatları yapaylaştırıyor, gelir dağılımını alt üst ediyor.
Kısacası insan, lunaparklardaki şaşırtıcı boy aynalarına bakar gibi
oluyor. Görüntü ile aslın arasındaki ilişki kopuyor. Mide şişkinliğini
tıka basa doymak sanıyorsan, gerçek bir büyüme, sağlıklı bir gelişme
hayal oluyor.
Kısacası enflasyon ekonomiyi öldürüyor. Enflasyondan medet umarak
geçinenler ise toplumun özsuyunu emerek beslendiği için, bir noktadan
sonra onlar da duvara dayanıyor.
Kezzap içerek boy atmaya çalışan bir zihniyete bürünüyorlar. Türkiye'de
bugünkü telaşın nedeni de, sıfır enflasyona doğru giden eğilimdir.
Ayağını yorganına göre uzatmaya alışmamış bir ülkenin, kendi gerçeği
ile karşılaşmasının yarattığı şaşkınlık ve sıkıntıdır. IMF'nin 1999
yılı sonrasındaki "enflasyon ile mücadele programı" nın
sonrasında olanları ve özellikle bugünü anlamak için bunun akıldan
çıkarılmaması gerekir.
DÜŞMANIMIZ ENFLASYON
Son derece iddialı hedefleri olan 1999 yılındaki program, 2000
kasımında zorlanmaya başladı. Finansal bir istikrarsızlık olarak
ortaya çıkan ilk sinyaller Şubat 2001'de ciddi bir krize dönüştü.
Şubat 2001 krizi, bize Kemal Derviş'i ve onun oluşturduğu "Türkiye'nin
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını" getirdi. Ancak temel hedefler
hiç değişmedi. Özü aynı, yöntemi farklı bir aşamaya geçildi. Değiştirdiğimiz
araçlar daha fazla konuşuldu ama gitmek istediğimiz adres çok sık
tekrarlanmadı.
İşe kur çapasına dayalı başlasak da, 2000 Kasım'ında para politikalarında
değişiklikler yapsak da, 30 Ocak 2001 tarihinde IMF'ye ek niyet
mektubu versek de, paramız devalüe edilse de, kur çapasından dalgalı
kura geçsek de, bütün bunların hepsinin neticede üç ayaklı bir amacı
var. O hep nihai adres.
ÜÇ AYAKLI PROGRAM
IMF anlaşmasının ilk bacağını mali disiplin oluşturuyor. Amaç,
kar topu gibi büyüyen iç borç stokunu durdurmak. Yedikçe iştahı
açılan bir kamu maliyesi ile istikrarın sağlanamayacağı çok açık.
İç borcun ödenmesi için bütçenin fazla vermesi gerek. Bu fazlayı
verince borcunu ödeyecek hale gelecek. Şimdi de gündem oluşturan
"GSMH'nın yüzde 6.5'u kadar bir fazla yaratma" hedefinin
nedeni bu. Artık borçlanmayan ve borçlarını yavaş yavaş ödemeye
başlayan bir bütçe, fiyatların artmasının önlenmesi ve makroekonomik
dengelerin sağlanması açısından olmazsa olmaz ön koşul. Şeffaflık
da bu nedenle gündeme geldi...
İkinci ayağa gelince... Saydam, geliri ile gideri denk, enflasyon
yaratmayan bir kamu anlayışının devamını sağlamak açısından "yapısal
reformlar" ikinci bacağı teşkil etmekte... Bankacılık sektörü,
sosyal güvenlik, tarım alanındaki açıkların bir daha tekrarlamayacak
bir biçimde giderilmesi çalışmaları, bu ayağın kapsama alanına giriyor.
Bir yandan bütçe düzeltiliyor, bir yandan bütçeyi mefluç hale getiren
kronik sakatlıklar tedaviye çalışılıyor...
Üçüncü bacak ise... Bu programın bugün ilk iki amacını unutturacak
kadar öne çıkan bir uzantısı... Döviz kuru politikası üçüncü ayağı
oluşturuyor. Belirsizliği ortadan kaldıracak ve enflasyonist beklentiyi
kıracak bir döviz kuru politikası...
Kur tartışmalarına yeniden döneceğiz ama "fiyat istikrarı"
hedefini, yukardaki enflasyon vurgusuyla yeniden lehimlemek lazım.
Piyasa niçin bazılarını korkutur?
Enflasyon üretmeyen bir devlet ve enflasyondan yararlanmayan bir
toplum. Bu, ancak ürettiği kadar tüketen ya da tükettiği kadar üreten
bir yapılanma demek. Beş milyonluk Norveç kadar üreten Türkiye ne
yapabilir peki?
Dizinin başlığında "Kapitalizm Nitelik Değiştiriyor"
derken, Türkiye'nin kör topal, itiş kakış, AB standartlarında bir
piyasa ekonomisine doğru yol aldığını anlatmak istiyoruz. Bunun
ilk keskin virajı, enflasyonun düşürülmesi. Enflasyon sıfıra yaklaşınca,
lunaparklardaki "sihirli" aynaların yerini, gerçek aynalar
alacak. Kim ne ise o olarak belirecek. Zaaflarımızı, eksiklerimizi,
kendimizi olduğumuz gibi göreceğiz. Şimdiki itirazların, bağırışların
altında, enflasyonsuz bir Türkiye'den ürken çığlıklar var. Kamu
kesiminden medet umarak ticari faaliyet gösterme alışkanlığı var.
Ürettiğin, rekabet ettiğin ölçüde var olmanın dayanılmaz ağrısı
var. Türkiye'nin iskeleti bu yönde değişiyor. Belki de "Öteki
Türkiye"nin bu kadar belirgin olarak yeniden ortaya çıkması
da bu yüzden. Kur politikaları ile para kazanmak yerine, sürüklenen
çıpa ya da dalgalı kur rejimine aldırmadan dünya ile rekabet edebilecek
bir konumu koruyanlar ayakta kalacak. Başka bir değişle, siyaseten
para kazanmanın bittiği, üretebildiğin, rekabet edebildiğin kadar
para kazandığın bir Türkiye. Bazıları enflasyon inerken o nedenle
uyuyamıyor. Çünkü enflasyonun düşmesi, hastanın iyileşmesi için
derin cerrahi müdahaleye de iyice hazır hale gelmesi demek.
Mehmet Altan, Sabah
22.10.2003
|