|
Türkiye'deki on altı milyon insanın yüzde onu yeni fakir. Çocuğuna
simit almakta zorlanan bir milyon altı yüz bin aile var...
Yeni yoksulluk yanında, paylaşımın dehşet verici adaletsizliği
de ortada. Dünyanın en kötü paylaşan beş ülkesinden biriyiz. Yoksul
ile zengin arasındaki fark on üç misli... Batı'da bu fark dört mislini
aşınca tüm sosyal kampanalar çalmaya başlar
Bu yazı dizisinin amacı dünyada ve Türkiye'de değişen kapitalizmin
niteliklerine dikkat çekmek, günlük tartışmalar nedeniyle gözden
kaçan "şu anda neredeyiz?" sorusuna cevap aramaktı.
Yeryüzünde sanayi dönemi yavaş yavaş sona ererken, yeni bir dünya
doğuyor. Klasik iktisadın içinde oluştuğu çerçeve eriyor. Yeni bir
iktisat doğmakta...
En yüksek değerin beyinsellikle üretildiği, iktisat biliminin "denge,
eksik denge" kavramlarının yerini daha ziyade belirsizliğin
aldığı bir dünya bu... Fizik biliminde değişim olunca iktisat bilimi
de değişmek, dönüşmek zorunda...
Türkiye'ye gelince...
Günlük yaşamın ağırlığı, bizim kötümserliğimizi ve yakınmalarımızı
yeniden üretir durur... Biraz daha geniş açılı bakışı engeller.
Halbuki, dizide kısaca anlatmaya çalıştığımız gibi, Türkiye de derin
bir değişim içinde... Enflasyonsuz, piyasanın kendi kurallarıyla
işlediği bir yapıya doğru gidiyoruz. Binbir zahmet, binbir çile,
binbir zorlukla...
Ancak katettiğimiz mesafe, dünya iş bölümünde vagon değiştirmemize
yardımcı oldu.
Tekstili, Çin gibi ülkelere bırakırken, elektronik, otomotiv gibi
sanayileri sahiplenir olduk. Bu, günlük iktisadı tartışırken, altını
pek çizmediğimiz bir konu...
Halbuki, Türkiye'nin zenginleşmesi, dünya iş bölümündeki yerine
bağlı. Neyi, ne kadar, nasıl üreteceğimizi, dünya piyasalarına bakarak
planlarsak, daha hızlı hamle yapacağız.
Ancak, dünya nüfusunun yüzde birini, dünya ticaretinin ise binde
iki, üçlerini oluşturan Türkiye'nin bu amaçla hareket etmesi ve
günlük sıkıntılarını buna göre aşmayı planlaması lazım.
Mevcut kapitalist yapının, dünyadaki değişimine uygun hareket etmesi,
toplumsal ve siyasi bir iradeyi gerektiriyor.
KIRILGAN EKONOMİ
Ne yaşadığımızı açıkça görebilirsek, mevcut huzursuzluklar ve bundan
kaynaklanan tartışmalar da daha net ve yararlı bir çerçeveye oturacak.
Dış ticaret açığı, ihracatın ithalatı karşılama oranı, euro/dolar
paritesi tabii ki çok önemli ve bugün bu oranlar kırılganlık işareti
veriyor.
Bir başka ciddi sorun ise pek kimsenin peşine gitmediği ve siyaseten
de takipçiliğine soyunmadığı Maastrich Kriterleri. Biz AB üyeliği
için sürekli siyasi kriterler olan Kopenhag Kriterleri'ni konuşuyoruz
ama ekonomi için sağlık işareti olan Maastrich Kriterleri gündemde
değil. Mevcut durum bu kriterlerin uzağında seyretmekte... Mevcut
uyum programları yanında bu konunun da taze tutulması yol almada
çok yardımcı olur.
Ancak, bütün nitelik değişimine rağmen yakıcı bir başka sorun daha
var. Bu da yoksulluk...
YENİ FAKİRLER
Kapitalizm nitelik değiştirirken, yoksulluk da nitelik değiştirmekte...
Sanayi döneminin geleneksel işlerinde eksilme başladıkça bu, en
çok emeğini kol gücüyle kazananları vuruyor. Batıda bu konu epeydir
gündemde ve yeni üretilen çarelerle aşılmaya çalışılıyor. Mesleki
eğitim, ömür boyu eğitim, artık hareketli hale gelen iş yaşamının
bir gereği. Kimse gençken başladığı bir işi ömür boyu başladığı
gibi götüremeyecek... Beyinsel bir dönemin kapıları açıldığı için,
hayatın hızı bir mesleğin ilk öğrenildiği biçimde yaşamı kapsamasını
engelliyor. Sürekli gelişmeyi ve eğitimi mecbur kılıyor. Çağ, işsizlik
çağı ve sistem buna çare arayıp duruyor...
Bizim içinde bulunduğumuz yoksulluk ise çağdan gene faz farkıyla
ayrılıyor.
Tarımda çalışan on milyona yakın insanın, altı milyonu gizli işsiz.
Bunları tarımdan çekip çıkarınca üretim düşmüyor hatta artma ihtimali
var...
Tarımın bu yakıcı resminin yanı sıra hepimizin okul yılı olarak
ilkokul dörtten terk olduğu da hatırlardan hiç çıkarılmamalı. Yirmi
milyon çalışanın on altı milyonu mesleksiz...
Yoksulluğun daha da ürkütücü yanı ise "yeni yoksulluğu"
doğurmuş olması.
Eskiden köyden göçenler ilk önce inşaata kapılanır, ardından daha
oturmuş işlere geçerler, sisteme entegre olurlardı. Şimdi Türkiye'de
bina fazlası var. İnşaat teknolojisi emeğe ihtiyaç duymuyor. Yığınların,
yerleşik üretim çarkına giriş yapmasını sağlayan mekanizma çöktü.
Hiçbir şekilde iş bulamaz haldeki bu insanlara "yeni fakirler"
diyorlar.
Türkiye'deki on altı milyon insanın yüzde onu yeni fakir. Çocuğuna
simit almakta zorlanan bir milyon altı yüz bin aile var...
Yeni yoksulluk yanında, paylaşımın dehşet verici adaletsizliği
de ortada. Dünyanın en kötü paylaşan beş ülkesinden biriyiz. Yoksul
ile zengin arasındaki fark on üç misli... Batı'da bu fark dört mislini
aşınca tüm sosyal kampanalar çalmaya başlar...
Bu tablo ile yeni değişim nasıl birbiriyle irtibatlanacak?
GLOBAL BAKAR MISIN?
Türkiye'de iktisat, hayata günlük bakmak yerine bir bütün olarak
bakmak zorunda.
Şu anda terfi ettiğimiz elektronik ve otomotiv düzeyi de bir süre
sonra, bir sonraki aşamaya geçecek. Çünkü bir önceki kompartımandaki
ülkeler daha ileri düzeydeki üretim biçimlerini terk edip, onları
bize devredecek.
Biz dünya ticaretinden ne kadar pay alacağız, bunu hangi sektörlerle
yapacağız, buna gerekli olan işgücünü nasıl eğiteceğiz?
Makro bir plana ihtiyaç var.
Mevcut resmin dünya dinamiğinin ittirmesiyle değişmesi sosyal tahribatı
artırır. Sosyal sorunları patlatır, krizleri coşturur.
Şu anda avantajlı bir durumdayız. Ancak, bir sonraki aşamayı çok
daha bilinçli ve çok daha az tahribatla yakalayabiliriz.
Bunun için dünyayı okumak, çağın gelişimini analiz etmek, olup
biteni geniş perspektiften yorumlamak gerekiyor.
Kitleler, ekonomik göstergelerin umut verici sinyallerine, dünya
iş bölümünün tanıdığı avantaja rağmen, bu olumlu işaretlerin günlük
hayata yansımadığından yakınıyor. Enflasyon düştükçe, becerisiz
yığınların canı daha çok yanabilir. "Öteki Türkiye" daha
fazla acı çekebilir. Mesleksiz, üretimsiz yığınların enflasyonsuz
bir ortamda yaşamaları daha da zorlaşacak.
Üretim becerisi olmayan eğitimsiz yığınları, orta vadeli bir program
ile dünya iş bölümüne irtibatlamaktan başka bir çare yok gibi gözüküyor.
Türkiye, akla doğru gidiyor. Ama bu gidişin faturası çok büyük
olmamalı. Aklı, şimdiden ve hayat zorlamadan keşfetmek, sıkıntıları
azaltabilir.
Bunun için, bugünü yaşarken, değişimlerin yaratacağı geleceği de
en azından gözümüzün ucuyla görmek zorundayız.
Mehmet Altan, Sabah
24.10.2003
|