|
Ya topraklar birleşecek ya çiftçiler, başka yol yok
AB uygulamaları gelirse, Toprak Mahsulleri Ofisi 'asgari alım'
miktarı belirleyecek ve 80 tonun altında kalan ürünü almayacak.
Gelir desteğinin miktarı azalacak. Çiftçi birleşmezse rekabet edemeyecek
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) silolarında şöyle bir yazı vardır:
"Ofis çiftçinin kara gün dostudur." Acaba bu yazı Türkiye
Avrupa Birliği'ne (AB) tam üye olursa silinecek mi? TMO yetkilileri
bu soruya açık yüreklilikle şöyle yanıt verdi:
"Çiftçi dostu olmayı sürdürüceğiz. Çünkü hububattan geçinen
2 milyon birim ve ailelerle birlikte takriben 10 milyon insan var.
Türk çiftçi nüfusunun yüzde 70'ini de bu kitle oluşturuyor. Ama
eline bir çuval buğday alıp gelenin ürününü almayacağız. Çiftçi
bizi baştan ortak gibi de görmekten vazgeçmek zorunda kalacak."
AB'nin hububat ve çeltik ortak piyasa düzenine göre müdahale kurumlarının
'asgari' alım miktarları şöyle: Ekmeklik buğday, arpa, mısır, sorgum
(darı) 80 ton, makarnalık buğday 20 ton ve çeltik 10 ton. Bu tablonun
bize söylediği ise şudur: "Türkiye bugün AB'ye tam üye olsa
TMO - ya da yetkili kılınan başka bir müdahale kurumu, 80 tonun
altında buğdayla gelen kişinin hasatını almayacak."
Kara senaryo
Türkiye'de toprağın mülkiyet dağılımı ve çok parçalılık dikkate
alındığında 80 ton kuralı pek çok küçük çiftçinin yok olması ya
da birleşmesini gerektirecek. Çünkü Türkiye'de 80 ton hasat yapabilen
çiftçi sayısı oldukça sınırlı. Bu durumda kooperatifleşmeyen, arazi
birleştirmelerine direnen, makineleşmeye ağırlık vererek verimi
artırmayan çiftçi, zor günlerle karşılaşacak. TMO da 'kara gün dostu'
gibi değil, AB ortak piyasasının oyuncusu olarak hareket edecek.
'Alamayız!..'
Yetkililer, "TMO, AB'ye uyum mevzuatı bakımından 5 - 6 yıl
ileride" diyor. Bu görüş de, pek çok mevzuat düzenlemesinin
taslak olarak hazır hale getirilmesinden kaynaklanıyor.
TMO halen gün ışığına çıkmamış bir yönetmelikle, gelecek 10 yılın
alım politikasını belirlemiş durumda. Türkiye'nin 2014 yılında AB'ye
tam üye olacağı varsayımıyla hazırlanan ve 'geçiş sürecini' belirlemeyi
öngören yönetmeliğe göre, 'asgari alım miktarları' adım adım 80
tona taşınacak. TMO örneğin, 2006 yılında '10 tonun', 2007'de '15
tonun', 2008'de '20 tonun' altında alım yapmayacağını ve bu rakamın
2014 yılına kadar 80 tona ulaşacağını ilan edecek. Ekmeklik buğday
üreten bir çiftçi, örneğin 2008 yılında 18 ton hasat yaptıysa TMO'dan,
"Kusura bakmayın buğdayınızı alamayız" yanıtıyla karşılaşacak.
Ortak piyasa düzeni kurallarına göre AB üyesi ülkeler, asgari miktarların
üzerinde alım miktarı da tespit edebiliyor. Türk çiftçisi eğer Fransa'da
yaşasaydı 500 tonun, Hollanda'da ise 250 tonun altında üretim yaparsa
müdahale kurumunun kapısına bile gidemeyecekti.
Gelir desteği parası AB düzeyine düşecek
Türkiye'nin AB mevzuatına uyumu ve uygulamaya geçirilmesi sürecinde
asgari alım miktarıyla birlikte, fiyat politikası da değişecek.
AB'de halen uygulanan müdahale ve destek fiyatları şöyle:
Müdahale fiyatları; hububatta ton başına 101.3 euro ve çeltikte
ton başına 150 euro. Doğrudan gelir desteği (DGD) ise hububatta
ton başına 63 euro ve çeltikte ton başına 177 euro.
Destek toprak sahibine
AB, DGD'yi Türkiye gibi üretim yapana değil, toprak sahibine ödüyor.
Ancak ileriki yıllarda, DGD başta olmak üzere destek miktarını düşürmek
durumunda kalacak. Çünkü AB'nin silolarında halen net 10.5 milyon
ton hububat bekliyor. Resmi verilere göre, satılmış ya da bağlantısı
yapılmış hububatla birlikte stok rakamı 15.5 milyon tona ulaşıyor.
TMO, 2005 - 2006 kampanya döneminde 5.2 milyon ton hububat alımı
yaptı, satışlar da yeni başladı. Son yılların büyük miktarlı alımlarından
biri yapıldığı halde önceki yıllardan devralınan stok rakamı, -
seferberlik ve olağanüstü hal stokları hariç - 1.2 milyon ton civarında
hesaplanıyor. Bu verileri değerlendiren yetkililer ise açık bir
dille, "Türkiye şartları da dikkate alındığında alımların süreceğinden
kimsenin kuşkusu bulunmaması gerekir" diye konuşuyor.
AB çiftçisi iki kat daha verimli üretiyor
AB vatandaşı çiftçi, Türk meslektaşından daha verimli. Arazi büyüklüğüyle
de ölçekten kazanıyor. Arazi büyüdükçe makine desteği çoğalıyor,
emek azalıyor, verim artıyor. Hazine yetkililerine göre hükümet,
'çiftçinin yoksulluğunu dikkate alarak' yüksek fiyat verilmesini
istiyor; aksi halde verimsiz çalışan Türk çiftçisi daha da yoksullaşacak.
Yüksek fiyatla alım yapılması kaçanılmaz görünürken, piyasa oyuncularının
ortak görüşü bu politikanın sürdürülemeyeceği yönünde.
Tek çare AB'ye yakın verimlilik artışı sağlanması. Ancak çiftçinin
işi de zor; çünkü AB ile Türkiye arasındaki fark çok büyük. Hububatta
Türkiye'nin en önemli rakibi Fransa'da ortalama arazi büyüklüğü
420 dekar hesaplanırken, verimlilik de dekar başına 600 - 800 euro
arasında değişiyor.
Ödenen fiyat AB'nin iki katından fazla
Bu noktada destek alımlarının fiyatı ne olacak sorusu karşımıza
çıkıyor. TMO, DGD hariç, ekmeklik buğday alımlarında ton başına
ortalama 220 euro (380 bin lira) fiyat ödedi. Bu rakam AB'nin 101.3
euroluk fiyatının iki katından daha fazla. (Bu hesaplamalarda mazot,
gübre, sertifikalı tohumluk gibi destekler de dikkate alınmadı.)
AB ile Türkiye fiyatları arasındaki büyük farka rağmen, büyük miktarlı
alımlar başladığı için Türk Hazinesi de uzun yıllardan sonra ilk
defa TMO'ya doğrudan kaynak sağlamak zorunda kaldı. Hazine, TMO'ya
"ikrazen borç verebilmek için" yurtdışı piyasalara 550
milyon euro borçlandı.
Çiftçi istediği zaman ürün satamayacak
Bugün Türk çiftçisi dilediği zaman TMO'ya buğday satabiliyor. Oysa
AB, hububat müdahale dönemlerini üç grupta toplamış. Her ülke kendisine
en uygun olan dönemde alım yapıyor. Bu dönemler şöyle:
1 Ağustos - 30 Nisan: İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz
1 Aralık - 30 Haziran: İsveç
1 Kasım - 31 Mayıs: Fransa, Polonya ve diğer ülkeler
Türkiye de AB'ye üye olduğunda, bu üç dönemden birini tercih edecek.
TMO'daki teknik çalışmalar en uygun dönemin 1 Ağustos - 30 Nisan
dönemi olduğunu ortaya koydu. Çiftçinin bu takvime uyması için,
alım dönemleri örneğin, mayıstan başlatılarak adım adım 10 yıl içinde
ağustos ayına çekilecek.
Ödemeyi kim yapacak belli değil
AB'yle müzakere sürecinin en kritik sorularından biri de destekleme
alımlarını hangi kurumun yapacağı?.. AB üyesi ülkelerde ödeme kurumlarının
sayısı AB Komisyonu'na danışıldıktan sonra üye devletçe belirleniyor.
Yunanistan'da 1, İspanya'da 19, Fransa'da 12 kurum var. Her biri
farklı bir ürünü destekliyor. Ancak sayının zaman içinde iki ya
da üçe inmesi gerekecek. Bu dikkate alınarak yapılan teknik çalışmalarda
ağırlıklı görüş, Türkiye için ikili bir yapı oluşturulmasının daha
doğru olacağını ortaya koydu. İkili yapının şu şekilde olması düşünülüyor:
- Tarım Ürünleri Piyasa Düzenleme ve Ödeme Kurumu: Ortak piyasa
düzenlerini yapacak. İhracat geri ödemelerini gerçekleştirecek.Tüm
ürünlerin ödemesini yapacak.
- Kırsal Kalkınma Uygulama ve Ödeme Kurumu: Doğrudan gelir ödemelerini
yapacak. Kırsal kalkınmanın sağlanması için mali destek verecek.
Türkiye fındık, incir, çay ve üzümde lider
Tarım Bakanlığı yetkililerine göre, AB üyesi ülkelerin hiç bir
şekilde Türkiye ile rekabet edemeyeceği ürünler şöyle: Fındık, çay,
kayısı, incir ve kuru üzüm. Söz konusu ürünlerde Ortak Piyasa Düzenlemeleri'nin
bizzat Türkiye tarafından yapılabileceği de bildiriliyor. Türkiye
dilerse, bu ürünler Ortak Tarım Politikası (OTP) bünyesine de alınmayacak.
Şekerin tonu 350 euroya düşecek
Şekerde AB'ye uyumun görece kolay olacağı düşünülüyor. Yalnız,
Dünya Ticaret Örgütü kuralları gereği ileride sübvansiyonların problem
olacağı biliniyor. Türkiye'nin maliyetlerini aşağı çekmesi gerekiyor
Müzakerelerde, Türkiye'nin şeker konusunda çok zorlanması beklenmiyor.
Yetkililer, "AB, ülkelerin şeker üretim kotasını son 5 yıllık
üretimlerini dikkate alarak belirliyor. Rakamlarımızın yüksek olması
için ne kadar çok şeker üretirsek o kadar iyi. Gerekirse fazla fazla
üretip ihraç edelim" diyor.
Türkiye'de şeker ithalatı veya ihracatı yapılmıyor. Şeker pancarından
bir ton şeker imalatının maliyeti 600 - 650 euro civarında. Avrupa'yla
Türkiye'nin üretim maliyetleri hemen hemen aynı. Ancak Avrupa'da
maliyet arazi büyüklüğü, mekanizasyon ve yakıt giderleri gibi nedenlerle
50 - 100 euro kadar düşük olabiliyor.
'Üretimi düşür' baskısı
Şeker konusunda müzakerelerde önümüze çıkacak konular şöyle:
AB'de şekerde reform tasarısı var. Mevcut AB şeker rejimi 1260/2001
sayılı Konsey Tüzüğü ile yürütülüyor. Bu da 30 Haziran 2006'da bitecek.
Aralıkta Hong Kong'da Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) İleri Tarım
Müzakereleri'nde şeker konusu gündeme gelecek.
AB'de 18 milyon ton şeker üretiliyor. Tüketim ise 15 milyon ton.
Kalan 3 milyon ton dünya borsalarında, tonu yaklaşık 300 dolardan
ihraç ediyor. Ancak maliyeti 650 euro civarında olduğundan aradaki
fark sübvanse ediyor. DTÖ, 'Bu fonu kaldırın. Dahili tüketim kadar
üretim yapın' diyor.
Fazla üretimi kısmak reformun birinci maddesi. Bir de az gelişmiş
49 ülke konusu var. DTÖ, 'bu ülkelerden 1 milyon ton şeker alacaksın'
diye baskı yapıyor.
Reform ile şekerin tonunun 350 - 400 euroya düşmesi isteniyor.
Tasarı aynen geçerse İtalya, İspanya, Yunanistan'ın bir kısmının
bu fiyata uyamayacağı, üretimlerinin azalacağı belirtiliyor. Müzakere
sürecinde büyük olasılıkla Türkiye'den şeker üretim maliyetini 350
euroya düşürmesi istenecek. Üreticiler, "Biz bunu birden düşüremeyiz.
Bize süre verin. Sosyal dengeleri bozmamak gerekli" diyor.
Bazı AB ülkeleri şekeri pahalıya mal ediyor. Bu yüzden üretimin,
İspanya gibi çok kurak ülkelerden, serin iklim bölgelerine kaydırılması
düşünülüyor.
Türkiye'de arazi yapısı çok parçalı
Tarımsal olarak Türkiye'de hektardan alınan şeker AB seviyesine
yakın. AB'de hektar başına 8 ton, Türkiye'de ise 7 ton. Ancak Türkiye'de
arazi çok parçalı. Bir kişinin ektiği alan ortalama 0.7 hektar.
Avrupa'da ise bu rakam 7 - 8 hektar. Çok parçalı araziyi işleme
maliyeti fazla oluyor. Arazilerin bütünleştirilmesi gerekecek. Pancar
eken çiftçi sayısı Avrupa'da 250 binken bu rakam Türkiye'de 390
bin. Türkiye'de toplam 2 milyon 340 bin ton şeker üretiliyor. Bunun
yüzde 10'unu (234 bin ton) nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotası, kalanın
tamamını ise şeker pancarı oluşturuyor.
Ekonomi, Milliyet
10.11.2005
|