| |
Bir düğün salonu geliyor gözümün önüne.
60'lı yılların sonuna doğru, bir güz vakti Ankara Yenişehir'de Dilşat
düğün salonu.
Yeraltındaki bu salaş mekanda, görmeye alışık olduğunuz düğün sahneleri
yok.
Binlerce genç insan, ateşli konuşmalar yaparak tartışıyorlar.
Bir yanda Türkiye İşçi Partisi yanlıları var. Öte yanda da Milli
Demokratik Devrimciler.
O sıralarda İşçi Partisi, Türkiye'nin en önemli (o yılların terminolojisiyle
haşat) çelişkisinin kapitalizm olduğunu savunuyor.
MDD'ciler ise Türkiye'nin o haşat çelişkisinin emperyalizm olduğunu
düşünüyorlar.
İşçi Partisi'ne göre önce anti-kapitalist mücadele yapılmalı. Bu
yüzden sloganları "Sosyalist Türkiye"
MDD'cilere göre ise önce anti-emperyalist mücadele kazanılmalı.
Onların sloganları da "Bağımsız Türkiye"
İki tarafın da sinirleri gerilmiş.
Bir taraf durmadan "Sosyalist Türkiye" diye bağırıyor,
öteki taraf onu bastırmak istercesine "Bağımsız Türkiye"
diye.
Derken yumruklar konuşmaya başlıyor. Binlerce kişi birbirine giriyor.
Havada sandalyeler, sıralar uçuşuyor. Patlayan kaşlar, kan boşanan
burunlar, yerlerde ezilenler...
Bir kenarda durmuş işin saçmalığını düşünürken gözüme yaşlı çelimsiz
bir adam ilişiyor. Havada uçuşan yumrukların arasında "Durun
gençler!" diye bağırıyor. "Hem bağımsız hem sosyalist
Türkiye desek ne olur? Bunlar birbirine engel mi?"
Yaşlı adam yediği bir yumrukla gözden yitip gidiyor.
O tatsız toplantıyı sonradan çok düşündüm. Oradaki genç insanlar
ne dediklerinin farkında mıydılar?
Yoksa, bir grup içgüdüsüyle, futbol seyircileri gibi dipsiz bucaksız
bir öfke fanatizmine mi kaptırmışlardı kendilerini?
Herhalde ikincisi doğru.
Bu gruplaşmanın kılıfı da toplayıcı bir bayrak gibi altına sığındıkları
boş sloganlardı.
Sloganlar bir şey anlatmaz. İçini nasıl doldurursanız öle ses verirler.
Şimdi bu sloganlara "İkinci Cumhuriyet" gibi bir tanımı
eklemenin hiçbir yararı yok.
Çünkü bu deyim, "birinciden sonra gelen cumhuriyet"ten
başka bir anlam içermez.
Türkiye'de "küfür dönemini sona erdirmek isteyen" bir
İslamcı da "İkinci Cumhuriyet" diyebilir. Bir İslam Cumhuriyeti'ni
kastetmektedir.
Bir komünist, kurmak istediği halk cumhuriyetine "İkinci Cumhuriyet"
adını takabilir.
Bir Kemalist, birinci dönemde yozlaşmış olan Atatürkçülüğü tam olarak
uygulamak için bu deyimi kullanabilir.
Ya da bir anti-kemalist, Atatürk'ün izini silmek için "İkinci
Cumhuriyet" tanımına sarılabilir.
Kısacası içi boş bir kavramdır "İkinci Cumhuriyet"
Niteliği değil, niceliği anlatır.
Bunca kavram kargaşası arasında yapılması gereken şey, açık seçik
ve net konuşmaktır.
Türkiye'deki Cumhuriyet deneyi, baskıcı devlet örgütünün, işlediği
suçları örtbas etmesi yüzünden kokuşmuş ve demokratik bir yapıya
kavuşamamıştır.
O halde devletin küçülmesi, şeffaflaşması ve demokrasinin işlemesi
gerekmektedir.
Bu eylemin de adı İspanya'dan Şili'ye, Laos'tan Kamboçya'ya kadar
"demokrasi mücadelesi"dir.
Bu mücadelenin ruhunu, kaçıncı cumhuriyet olduğu gibi "içeriği
belli olmayan" tanımlamalarla zedelemeyelim.
Yoksa yapacağımız iş Libya'da "ikinci cemahiriye"yi tartışmaya
benzer.
Zülfü Livaneli
Sabah - 04.08.1992
|