| |
Son zamanlarda askeri mahvillerin nabzını tutarak erken başlayan
cumhurbaşkanlığı kavgasında hem orkestra şefliği yapan hem de kendine
bitmez tükenmez ihtirasıyla yeniden yer arayan Süleyman Demirel,
kardeşi Şevket Demirel'in dokuz şirketine el konunca Kale Grubu'nun
kendisine tahsis ettiği bir helikopterle Isparta'ya gitti, aile
meclisini topladı, ardından da bir demeç patlattı:
- Bu bir gasptır...
Biz yaştakiler, yaşamlarını Süleyman Demirel'in yeğenleri arasında
tüketti. İlk gençliğimizde Yahya Demirel'in "hayali ihracat"
davası vardı, şimdilerde ise Murat Demirel'in Ege Bank davası var.
"Olağanüstü bir başarı" göstererek otuz yaşlarında banka
sahibi olan Murat Demirel'in yönetimindeki Ege Bank'dan sırra kadem
basan para miktarı bir milyar ikiyüz milyon dolar. Bu para buharlaştı.
Buna karşın devlete ödenen miktar otuzsekiz milyon dolar...
TMSF yetkilileri, el konan Ege Bank'ın evrakları arasında, Murat
Demirel'in babasının şirketi Göltaş'a düzenli kaynak aktarımına
rastladıklarını söylüyorlar. Şevket Demirel'in şirketlerine bu belgeler
nedeniyle ele konulduğunu söylüyorlar. Bu hukuksal bir süreç.
Garip olan, banka soyulurken sesi çıkmayan Süleyman Demirel'in,
bunun borçlarını tahsil etme gayretine "gasptır" diye
itiraz etmesi...
Türkiye'deki sistem devlet üzerinden zenginleşmeye olanak verdiği
için, siyasetçilerin şaibeli akçeli işlerle ilintisi hiç kesilmedi.
Osmanlı'da da Saray'da yükseldikçe servet artardı. Cumhuriyet aynı
zihniyeti sürdürdü. Siyaseten ikbal görmüş de fakir kalmış siyasetçi
bizde çok nadirdir.
Bir başbakanın, bir cumhurbaşkanının sürekli olarak ailesine ait
akçeli konularla ilgili önemli iddialarla karşı karşıya bulunması,
normal bir ülkede çok haysiyetşiken bir iş sayılır.
Bizde ise umuru adiyeden sayılmakta...
Önümde, bundan tam 34 yıl önce Nihat Erim'in 12 Mart'ın başbakanı
sıfatıyla yaptığı bir konuşma var. Konu gene Süleyman Demirel'in
akrabaları ve krediler.
"AP Genel Başkanı hakkında kayırma iddiaları vardır. Kendisi
başbakanken kardeşleri için, Türkiye'miz devlet bankalarından büyük
ölçüde krediler sağlamıştır. Bunlara ek olarak dışarıdan devletçe
sağlanan üç milyon dolarlık kredinin bir milyon 180 bin doları,
başbakanın kardeşleri diye atıf yapılarak Demirel kardeşlere verilmiştir.
Bu kayırma iddiası ile ilgili soruşturma işlemi, aylardır parlamentomuzda
uykudadır. Bir demokraside kardeşlerini devlet imkanlarıyla kayıran
bir lider, bu hal meydana çıkınca acaba politika sahnesinde ön planda
kalabilir mi?"
Türkiye'de kalabilir. Üstelik Süleyman Demirel'in akrabaları değil,
"ailem" diyerek resim çektirdiği iş adamları da hukuksal
takibatın ve mahkumiyetin aktörleri oldu.
İktidar, zenginleşmeyi olanaklı kıldığı ve bunun üzerindeki ağır
ithamları da aydınlatmak yerine yokuşa sürme imkanı verdiği için,
herkesin aklı fikri Ankara'da egemen olmak.
Süleyman Demirel hukuksal süreç söz konusu olunca "cezanın
bireyselliği prensibini" hatırlıyor ama servet söz konusu olunca
bunu unutuyor. Bakın ne diyor?
"Bizim ailede ayrı gayrı yoktur. Üç kardeşiz. Hacı Ali, Şevket
ve ben. Üçümüzün kazandığı ortaktır. Hepsi bir çanakta toplanır.
Herkes ihtiyacına göre çanaktan alır."
Böyle bir beyan içinde olan birinin kendi ailesini tümüyle devlet
olanaklarının dışında tutması, devlet ile iş yapmasını engellemesi,
hatta akçeli işlere karışmasına muhalefet etmesi etik açıdan en
doğrusu değil midir?
Türkiye'nin en temel sorunu para paylaşımının piyasada yapılmaması.
Bizde paylaşım siyasette yapılıyor. Siyaset, üretmeden zenginleşmenin
en kestirme yolu. Bir yandan TMSF, Ege Bank nedeniyle Demirel'in
şirketlerine el koyuyor bir yandan da bunu yapan sürecin İzmir Valisi
ise batık iş adamının biletiyle yurt dışı ziyaretten çekinmiyor.
Sistemin tümden temizliği için, devletin ekonomiden elini ayağını
tümüyle çekip, halkın bir lirasını bile fertleri zengin etmeye harcayamaz
hale gelmesi gerekir.
Bu noktaya biraz geliyor, biraz gelemiyoruz. Eski cumhurbaşkanının
kardeşlerinin işletmelerine el konulsa da, İzmir Valisi'nin ilişkilerindeki
garipliğe engel olunamıyor.
Mehmet Altan, Sabah
02.07.2005
|