| |
Yeryüzünün en gelişmiş sekiz ülkesinin liderleri İskoçya'da toplantı
halindeyken terör Londra'ya cehennem ateşleri yağdırdı. Dünyanın
televizyon olan her mekânında o günahsız insanları öldürerek, yaralayarak
yakan cehennem alevleri bir kez daha parlayıp yandı, parlayıp yandı.
G-8'lerin görüşeceği konular içinde terör yoktu ama herhalde en
önemli dosya olarak listenin en üst sırasına tırmanıverdi. Neler
konuşulup, ne kararlar alındığını yakın zaman içinde daha derinden
hissederiz. Dikkatli gözlemciler, bu terör eyleminin ardından ABD'nin
Kyoto Antlaşması'na doğru bir adım atarken, diğerlerini de tüm dünyayı
bir elden gözetleyecek bir güvenlik örgütlenmesine razı edeceği
kanısında. Böylece dünya yerel teröre karşı küresel bir örgütlenme
ile savaşacak. Güvenlik yerküre ölçeğinde merkezileşecek.
Londra'daki terör kanlı vahşetiyle öne çıkmış görünse de, dünyanın
ve uluslararası sistemin gidişatını izlemek açısından G-8 toplantıları
hayati önem taşır. G-8 zirvelerinin iyi okunması bulunduğumuz yer
ve gidilen yön açısından hayati önemi haiz bir pusuladır.
Toplantıları sektirmeden, birbirine ekleyerek yorumladığınız vakit,
gelişmelerden öncelikle haberdar olmakla kalmaz, olup biteni de
şaşırmadan izlersiniz. Bu zirve de terörle gölgelense de içeriği
ve aldığı kararlar açısından diğerleri gibi çok önemliydi.
Terörün Londra'yı vurması Tony Blair'in önlenemez yükselişi ile
de çakıştı. İngiltere, AB yanında G-8'lerin de, dönem başkanlığını
yapıyor. Blair'in ülkesinde kendisine tarihsel bir seçim başarısı
daha kazandıran politikaları, dünya ölçeğinde genişleme eğiliminde.
Blair, "Üçüncü Yol" olarak nitelenen liberal-sol uygulamayı
küresel bazda etkin hale getirmeye uğraşıyor. Zaten zirvenin gündemine
damgasını vuran iki konu da bu nedenle çevre ve Afrika'ya yardım
oldu.
Dünya medyası her ne kadar bu iki konuyu öne çıkarsa da G-8 toplantısının
gündemi bulunla sınırlı değildi.
Yıl boyunca G-8'lerin liderliğini yapacak olan İngiltere Afrika'yı
öncelikli konusu yaptı. Bunun yanında ikinci hedefi de gittikçe
gündelik yaşamda bile hissedilir hale gelen küresel ısınmaya karşı
topyekun bir savaş yürütmek. ABD bu konuda bir adım attı ama uzun
zamandır Kyoto Antlaşması'nı imzalamamak için direnmekte.
ABD dünya nüfusunun yüzde beşini oluşturuyor ama dünya ekonomisinin
üçte birine sahip. Bu yüksek düzeydeki üretim ABD'yi küreyi en fazla
kirleten ülke haline getiriyor. Hesaplamalara göre yeryüzündeki
sera etkisi yapan gazların neredeyse dörtte biri Amerika'dan yayılmakta.
Bush yönetimi, küresel ısınmaya neden olan gazların üretimini durdurması
halinde Amerikan ekonomisinin büyümesinin derinden etkileneceğini
iddia ediyor. Bush yönetimine göre böyle bir karar 2010'a kadar
Amerikan üretiminin 400 milyar dolar kaybına neden olacak. Bir başka
deyişle ABD'nin yıllık üretiminin yüzde dördü kaybolacak. Bu da
beş milyonluk iş kaybı anlamına geliyor. Neyse ki şimdilik bu konuda
Chirac'ın deyimiyle Bush "önemli ama yetersiz" bir adım
attı.
G-8'lerin gündemindeki üçüncü konu ekonomiydi. Başını alıp giden
petrol fiyatlarına rağmen ekonomik büyümenin nasıl sağlanabileceği
temel sorunlardan biri olarak duruyor. G-8'ler zirvede buna cevap
aradı.
Bir de kabarık bir dosya olarak ortaya gelen uluslararası sorunlar
zirve gündeminde madde oldu. Toplantıya katılan her ülkenin farklı
önceliği vardı. İngiltere öncülüğünü yaptığı Filistin'e yardım konusunu
çözüme bağlamak istemekteydi. Japonya, K.Kore'nin nükleer silah
üretimiyle ilgiliydi. Amerika ise aynı endişeyi İran için duyuyor
ve İngiltere, Fransa ve Almanya'dan Tahran'ı nükleer güç olmaktan
vazgeçirmelerini istiyordu.
Tabii bir de, Türkiye açısında da hayati sayılacak bir konu, satır
arasında yer aldı. Bu da hem ABD hem de İngiltere ile Fransa arasında
"tarım sübvansiyonları" tartışmasıydı. Zirve öncesi dünya
basınına görüşlerini açıklayan Bush, Fransa'nın tarım politikasından
şikâyetçi olan İngiltere'ye destek vermek için "AB'nin de aynı
şeyi yapması halinde tarıma verdiği tüm destekleri kaldırmaya hazır
olduklarını" açıkladı. Bu konu bizim için yaşamsal öneme sahip.
Bu konular 2005'in ilk yarısı itibariyle, terörün cehennem ateşleri
içinde dünyayı yönetenlerin birincil meşguliyetlerini oluşturuyor.
Derinlemesine ilgilenmekte büyük yarar var.
Mehmet Altan, Sabah
09.07.2005
|