|
Kürt sorunu ile ilgili olarak Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
bildirisi ile ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklaması birbirini
izledi.
Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde ne "demokrasi" sözcüğü
vardı, ne de "AB standartları"... 1982 darbesinin yaptığı
anayasa ve "cumhuriyetin temel ilkeleri" söz konusu ediliyordu...
Anadolu Ajansı'nın bildirdiğine göre Başbakan Erdoğan'ın "Kürt
meselesinin demokrasiyle çözülebileceği" yönündeki sözleri
üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack'ın yaptığı
açıklamada ise "demokratik çözüme" destek veriliyordu.
Açıklama şöyleydi:
"Türkiye, son yıllarda demokratikleşme ve insan hakları konularında
etkileyici adımlar attı. Bu da üyelik müzakerelerine başlanması
için tarih verilmesi yönündeki AB kararına yansıdı. Bu ilerleme,
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yıllık insan hakları raporunda da dile
getirildi. Bu kararlı çabalarından dolayı Türk yetkililerini ve
Türk halkını kutlarız. Türkiye bu süreci ileriye götürürken Türkiye'yi
desteklemeyi sürdüreceğiz."
Milli Güvenlik Kurulu'nun askeri kanadı eskiye yönelik bir çizgide
ısrar ederken, bulunduğumuz bölgede de çok önemli gelişmeler oluyor.
İsrail'deki sağcı koalisyonun "kasap" unvanlı başbakanı
Ariel Sharon herkesi şaşırtan bir manevrayla Gazze şeridini boşaltıverdi...
Dünya tarafından "tarihsel" olarak nitelenen adımın birinci
hedefi İsrail ile Filistin arasındaki "barış görüşmelerine"
yol vermek, ikinci hedefi ise Gazze Şeridi'nde Hamas'ın İsrail'e
yönelik şiddetini bitirmek...
Sharon'un bu radikal ve beklenmeyen manevrası İsrail toplumunu da,
siyaset kurumunu da tam anlamıyla ikiye böldü... Eski geleneksel
Sharon tavrını destekleyenler, bu çözüme yönelik etkin adım karşısında
başbakanı "davaya ihanet"le suçlarken, sorunun çözümü
için farklı ve değişik yöntemlere ihtiyaç duyulduğuna inananlar
önemli destek verdi.
Ortadoğu sorununun en önemli konularından olan İsrailFilistin meselesi
yeni bir safhaya girmiş gözükmekte... Bu yeni süreci ABD'nin şekillendirdiği
ise aşikâr...
Türkiye'nin büyük resmi görmek amacıyla bir araya getirmesi gereken
parçalardan biri de bugün içinde yapılacak olan Ermenistan-Azerbaycan
görüşmesi...
Görüldüğü kadarıyla, bu iki ülke arasındaki en zehirleyici konu
olan Yukarı Karabağ sorunu yeni bir anlaşma ile aşılacak gibi...
Ermenistan'ın daha uzlaşıcı bir yaklaşımı benimsemesi halinde, Kafkaslar'da
daha belirleyici bir rol oynama imkânına kavuşabileceği de uzmanların
vurguladığı bir durum...
Türkiye'de Ermeni Konferansı'nın toplanması, hükümetin buna sıcak
bakması da, muhtemelen bu yeni gelişmelerin rüzgârından da etkilenmekte...
Ortadoğu'daki en yıkıcı sorunda Gazze ile atılan bir adım, Kafkaslar'ın
en yakıcı sorunu olan Ermenistan-Azerbaycan arasındaki buzları eritme
hamlesiyle eşleşiyor.
Haritaya bakarak bunları yorumlayınca, Büyük Ortadoğu Projesi'nin,
Türkiye tartışmasa ve dikkate almasa da yürümeyi devam ettiği görülüyor.
Son atılan sürpriz adımlar, Büyük Ortadoğu Projesi'nin öncelikli
amacının bölgesel huzursuzlukları eritmek olduğunu ortaya koymakta...
Türkiye'deki Kürt sorunu tartışmalarını büyük resim açısından da
okuma zorunluluğu var...
Türkiye'nin, Kıbrıs, Ermenistan, Kürt sorunu gibi problemleri de
bu iklim açısından değerlendirildiğinde, ABD'nin konumu da daha
belirginleşiyor.
Ayrıca, hükümetle atanmışlar arasındaki fark da...
Yeni bir çağın tavında, Türkiye kendi çıkarlarına yönelik büyük
bir bakışı netleştirmeli... Ortadoğu'dan Kafkaslar'a ne yapmak,
nasıl bir rol oynamak ve bunu nasıl fiili bir kazanım haline getirmek
istiyoruz?
Bunu bölgenin büyük resmi içinde ele almadığımızda, içteki ve dıştaki
gelişmeleri birbiriyle irtibatlayamayacağımız gibi avantajlarımızı
da kaybedeceğiz...
Akıl gözü ile büyük resme bakmak, bizi güncel ve kısır çekişmelerden
kurtarır. Devletin de olayları bir bütünlük içinde değerlendirmesinde
yarar var. Nihayetinde devlet ortak aklın fikirsel egzersizlerini
hayata sokarak toplumunu zenginleştirip, özgürleştirecek bir aygıt
değil midir?
Mehmet Altan, Sabah
27.08.2005
|