| |
Türkiye'nin en gelişmiş kenti hangisi?
Kocaeli...
Türkiye'nin en geri kalmış kenti?
Ağrı...
Aralarındaki gelir farkı ne kadar?
On bir misli... Kocaeli'nde kişi başına gelir 6 bin 165 dolar iken
Ağrı'da 568 dolar...
Peki, bir anlık, bölgeler arası bu ürkütücü farkı bir yana koyalım
ve "en gelişmiş kent" olan Kocaeli'ni Avrupa Birliği ile
kıyaslayalım...
Böyle bir kıyaslama sanki ikinci bir tokat gibi... Kocaeli, AB'nin
en az gelişmiş kentlerinin bile çok gerisinde... AB'nin son genişleme
öncesinde az gelişmiş olarak kabul gören kent ortalamasına yüz derseniz,
Kocaeli ancak elli yedi olabiliyor... Van ise on rakamına zar zor
ulaşmakta...
Türkiye'ye göre en kalkınmış kent, AB ortalamalarına göre en geri
kalmışın da altında...
Yeniden dönelim "bölgeler arası farka..." Türkiye "bölgesel
kalkınma" açısından OECD'nin ortalamasını kolayından yakalayamayacak
gibi görünüyor... Kişi başına geliri bin beş yüz dolar olan kentler
gelişmiş kentlere oranla yüzde 35 oranında daha hızlı büyüse bile,
2013 yılına kadar OECD ortalamasına ulaşamıyor...
Koyu sefalet buralardaki egemenliğini sürdürüyor...Bunları kim söylüyor?
Ağzından felaket tellallığı fışkıran bir hasta muhalif mi?
Hayır... Bunları Devlet Planlama Teşkilatı söylüyor...
Nerede?
Son yayınladığı "Bölgesel Eşitsizlik Raporu"nda...
Türkiye, neden böyle bir fiili bölünmüşlük içinde?
Rapora göre üç nedenden dolayı... Birincisi "yerel düzeyde
uygulama mekanizması yok"; ikincisi bölge planlarının "finans
boyutu" eksik; üçüncüsü bölgesel planların "yerel düzeyde
sahibi" bulunmuyor...
"Tek millet, tek devlet, tek bayrak" şiarını anladık ama
bu "tekliği" bölgeler arası dengeye de uygulamak gerekmez
mi?
Kocaeli ile Ağrı arasında fark on bir mislini bile aşınca, siyasal
hamaset anlam taşır mı?
Yakın zamana kadar "ezeli rakibimiz" olan Yunanistan'da
bölgeler arası fark sadece 1.4 iken, bizde bu fark 5.3'e zıplıyor...
Bunun sorumlusu kim? Buraları yöneten ve sahiplenen zevat değil
mi?
Hamaset nutku atanın yüzü, bu müstehcen düzeydeki bölünmüşlükten
dolayı neden kızarmaz?
AB, bütçesinin üçte birinden fazlasını kendi içindeki bölgesel
farkları gidermeye ayırmış durumda... "Yapısal ve Uyum Fonları"nın
yeni dönemde 336 milyar dolara ulaşması bekleniyor... Amaç "kalkınmada
geri kalmış bölgelerin ekonomik açıdan uyumunu sağlamak, gerilemekte
olan ekonomik alanları ekonomiye yeniden kazandırmak; uzun dönemli
yaşanan işsizlik sorununu çözmek..." Türkiye de bu fonlardan
yararlanacak.
Türkiye'yi bir iç sömürge olarak yöneten zihniyetin ağır tahribatını
AB gidermeyi hedeflemekte...
Peki, bu esas ve temel sorunu, en kalkınmış ilimizin AB'nin geri
kalmış sayılan bölgelerinden bile geriliğini ve Ağrı ile farkını
nasıl gidereceğiz?
Hiç dile getirilmeyen bu en yakıcı sorunu nasıl çözeceğiz? Bu sorunun
aşılması için "standart" bir model yok, her bölge kendi
yaratıcılığının dinamizmasını harekete geçirecek... Bu nedenle,
eski söylem de geçerli değil... Coğrafi özelliklerin elverişsizliğinden
söz etmenin, fiziki koşulların kötülüğünden dem vurmanın, potansiyelin
yetersizliğini ileri sürmenin kıymeti harbiyesi kalmamış durumda...
Yapılacak iş "teknolojinin, iletişim olanaklarının çok hızlı
geliştiği, değişime ayak uydurabilmek amacıyla katılımcılığın, küçük,
esnek, dinamik ve şeffaf yapıların ön plana çıktığı" günümüzün
eğilimlerini dikkate alarak, kalkınma hamlesini sürdürmek...
"İnsan odaklı" anlayış, siyasal palavralara artık son
veriyor...
Adama soruyorlar, Kocaeli ile Ağrı arasındaki fark nedir diye...
"Bölünürüz" nutukları arasında öylesine ağır bölünmüşüz
ki, şimdi sıra "bütünlenme"ye gelmiş... Tabii duyan olursa...
Mehmet Altan, Sabah
03.09.2005
|