| |
Türkiye için büyük bir yüz karası olan 6-7 Eylül olaylarının üzerindeki
"sır perdesi" tam elli yıl sonra kamuoyuna yansır bir
biçimde kalktı... Kendi vatandaşının evini barkını yağmalatan iradenin
bir devlet operasyonundan kaynaklandığı ve bu skandalda başrolü
oynayanların daha sonraları devlette önemli pozisyonlar elde ettiği
belgelendi.
Yüzleri kızarmadan tahrikçilerin ardından giden yağmacı çapulcular
"neyin figüranı" olduklarının farkında değildiler.
Bu yıl sadece 6-7 Eylül olaylarının ellinci yılına denk gelmedi,
bir başka ayıbın, 12 Eylül darbesinin de 25. yılına rastladı.
50 yıl önce devlet orkestrasyonu ile yağmacılık yapılan bir ülkede,
ardı ardına askeri darbelerin yapılması da normal sayılmalı...
Vahim olan, 12 Eylül'ü amaçlayanların onca genç insanın ölümlerine
aldırmaması... Nitekim, Kenan Evren'in gerçek bir hukuk devletinde
"savcı iddianamesine" dönüştürülecek olan anıları bu süreci
tüm detayları ile anlatır. 11 Eylül günü doruğa çıkmış olan cinayet
silsilesi, bir gün sonra diner. Üstelik sınırların korunduğu iddiasına
rağmen, o kadar silahın Türkiye'ye nasıl girdiği hiçbir zaman araştırılmaz.
12 Eylül'de "birbirlerini vuranlar" hiçbir zaman neyin
figüranı olduklarını düşünmediler... İçerde "terör" bahanesi,
askeri darbe marifetiyle, hiçbir avantajımızı kullanmadan ve sorunlarımızı
çözmeden Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına sorgusuz sualsiz
dönüşünü sağladı.
İçerden bakınca darbenin görünürdeki amacı, gizli eller tarafından
kışkırtılan kanlı karmaşanın durdurulmasıydı ama asıl amaç büyük
bir ihtimalle Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına geri dönüşünü
sağlamaktı... Bunu darbeye yaptırttılar. Darbenin yolunu da cinayetlerle
açtılar.
O sırada ölen, birbirini öldüren gencecik insanlar "hangi oyunun
içinde rol aldıklarını" hiçbir zaman kendilerine sormadılar.
Türkiye "iç dinamikleri" zayıf bir ülkedir. Geçmişteki
çalkantılar, kendiliğinden ortaya çıkan sosyal bunalımlara değil,
iç ve dış sinsi hesapların kışkırtmasına dayanır... Olan bunun figüranlığına
soyunanlara olur...
Şimdi de benzer bir oyunu sahneye koymak isteyenler var...
AB üyeliği ihtimalinden son derece rahatsız olan "devletin
içindeki bir kesim", PKK ve DEHAP tarikiyle ve onlarla dayanışarak,
Türkiye'yi çok tehlikeli bir çatışmanın içine atmak arzusunda...
Yarının bugüne benzemeyeceğini bilen gözleri dönmüş "pozisyon
müptelası"
bir grup, yanmış, yıkılmış, harap olmuş bir Türkiye'ye bile kendilerinin
egemen duruşları değişmesin diye razı.
Türkiye'de devletin içinden yeşil ışık yakılmadan başlamış bir çalkantı
var mı? "Var" diyenler, gazetelerde tefrika edilen 6-7
Eylül olaylarının perde arkasından başlayarak, geriye doğru Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin
"Susurluk Komisyon Raporu" nu ve Kenan Evren'in anılarını
okusun...
Türk ve Kürt çocuklarının ölümleri üzerinden kendine sandalye arayan
"derin devlet" ile gözü kararmış "Kürt siyasetçi"
koalisyonunun kanlı tezgahı, neyse ki bu sefer bu "provokasyonun"
farkında olduğumuz için kolayından yürüyemiyor.
"Derin devlet", PKK ve DEHAP dayanışması tekliyor...
Türkiye'de siyaset adı altında bir avuç profesyonelin "iktidar
kavgası" yaptığını en iyi anlatan belge Birleşmiş Milletler'in
"İnsani Kalkınma Raporu" ...
Türkiye, bu raporda 177 ülke arasında, 96. sırada... "Kişilere
tapınma" peşinde siyaset yapanlar ile devleti tabulaştırarak
kendi durumlarını sağlamlaştırmak isteyenlerin hiç aldırmadığı bir
hezimet göstergesi bu...
Bu ülkede 28 milyon insan günde beş buçuk milyon liranın altında
bir para ile geçiniyorsa, Türk milliyetçisi olsan ne olur, Kürt
milliyetçisi olsan ne olur? Bu insanların durumu mu düzelir? Son
ırkçı tırmanışın figüranı olanlar iyi düşünmeli...
Kanlı bir tezgahın oyuncağı olmak, sizin, ırkdaşlarınızın, toplumunuzun
yaşam kalitesini düzeltir mi? Ölmek yerine "daha iyi yaşama"
nın toplumsal şartlarını oluşturmak zor Türkiye'de. Ama asıl ihtiyaç
buna... İnsanı insan gibi yaşatacak şartların oluşturulmasına...
Yoksa linçlere ve cinayetlere değil.
Mehmet Altan, Sabah
10.09.2005
|