|
Bizim gazete "Yargı tarihinde ilk" manşetini atmış...
İlk olan ne?
Türk hukuk tarihinde ilk kez bir mahkemenin, üniversitedeki bilimsel
konferansı "kimin ne konuşacağı bilinmiyor" gerekçesiyle
durdurması...
Başbakan ne diyor?
"... demokratik bir ülkede düşünce ve fikirlerin açıklanacağı
bir organizasyona dair böyle bir kararı tasvip etmem mümkün değil"
diyor...
Dışişleri Bakanı Gül ne diyor?
"Bu kadar kendine zarar veren bir ülke olamaz. 3 Ekim'e giderken
içeride ve dışarıda bu işi engellemek için çalışanlar son gayretlerini
gösteriyor" diyor...
AB ne diyor?
"Provokasyon" diyor...
Üç kişilik mahkeme heyetinin karara muhalif üyesi hakim Fetih Sayın,
"dava konusu toplantının yapılmasına ilişkin kararın idari
yargı yerlerinde dava edilebilecek nitelikte idari işlem kimliği
taşıyan bir karar olmadığını" söylüyor...
Ne demek?
Mahkeme böyle bir davaya bakmaya yetkili değil demek... Çünkü herhangi
bir üniversitede yapılacak bir toplantının "idare" ile
bir ilgisi yok... İdari mahkemeyle de...
Üç hakim üyeden birinin, mahkemenin böyle bir başvuruyu görüşmeye
yetkili olmadığını söyleyerek muhalif kaldığı süreç de çok çok ilginç...
Davacılar bu ayın on beşinde mahkemeye başvuruyor...
Karar on dokuzunda çıkıyor...
Açıklama son dakikada yapılıyor...
Tebligat ise konferansın bir gün öncesinde saat 16.30'a denk getiriliyor...
İnanılmaz bir hız ve hatasız bir akış ile yürütülen ilginç bir düzenleme...
En koyu istibdat dönemlerinde bile rastlanması zor bir anlayışı
simgeleyen karar "hukuk tarihine" mutlaka ve mutlaka geçecektir...
Yapılmamış bir konferansı "ne konuşulacağı belli değil"
diyerek irdeleyen hukukçuları barındıran bir yargı sistemimiz var...
Hem iç, hem de dış kamuoyunun ayağa kalktığı böyle bir kararı veren
kim?
İstanbul 4. İdare Mahkemesi Başkanı Sadettin Yaman ve Hakim Hamit
Ali Kandil...
Ortaya çıkan büyük şaşkınlık ve tepki en azından bir ölçüde rahatlatıcı...
Ancak ben kendi payıma pek de şaşırmadım... Türkiye'de yargı sisteminin
hukuk ile bağını kopardığına ve alınan kararların iyice siyasallaştığına
o kadar çok örnek var ki...
Bunlardan birinin de belgesi benim elimde...
Örneğin, İstanbul 5. Asliye Hukuk Hakimi Nesrin Merih Güner "vatan
hainliği suçlaması hakaret değildir" diye karar almıştı...
Yargı süreci kendi hatasını düzeltir diye beklersiniz değil mi?
Bunun da her zaman isabetli olduğunu iddia etmek çok zor... Çünkü
bu kararı, başta mahkeme başkanı ve bir üyenin muhalefetine rağmen
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyeleri Ülkü Aydın, Şerife Öztürk ve Mehmet
Uyumaz onayladı... Üstelik tashihi karar isteğini de reddettiler...
Zaman zaman bu hukukçuların aldığı diğer kararlarla belgeleri de
görme imkanı oluyor... İlgilenirseniz bakabilirsiniz...
Yargı sistemimiz, Türkiye'nin en temel sorunlarından biri... Zaten
o nedenle uluslararası yargıda en çok mahkum olan ülke biziz...
Gerçek bir adaletin tecellisi için yapılacak iş "hukuksal bir
özeleştiri" sürecini başlatmak...
Bunun ilk başı da, bilimsel bir konferansı ertelemekte beis görmeyen
mahkemenin iki üyesinin üzerine projektör yakarak hukuksal icraatlarını
gündeme getirmekten geçiyor...
Bakalım ne çıkacak?
Mehmet Altan, Sabah
24.09.2005
|