|
Her defasında "Türkiye'nin en vahim olayı bile yirmi üç gün
içinde unuttuğunu" söyleyen eski siyasetçiyi anımsıyorum...
23 Eylül günü bütün büyük gazetelerin ilk sayfasında "Ermeni
Konferansını" iptal eden İstanbul 4. İdari Mahkemesi'nin kararı
vardı. "Yürütmeyi durdurma kararına", mahkemenin üç üyesinden
biri olan Fethi Sayın "mahkemenin böyle bir davaya bakmaya
yetkili olmadığını" belirterek muhalif kalmıştı.
Karar Mahkeme Başkanı Sadettin Yaman ve hakim Hamit Ali Kandil tarafından
alınmıştı.
Bir üniversitenin düzenlediği konferansı iptal eden ve düzenleyenlere
toplantıyla ilgili garip sorular soran bir idari mahkeme kararına
ilk kez rastlanmaktaydı. Bu büyük şaşkınlık ve tepki uyandırdı.
Ben olayın hemen ertesinde yazdığım "O iki üye kim?" başlıklı
yazıyı şöyle bitiriyordum:
"Yargı sistemimiz, Türkiye'nin en temel sorunlarından biri...
Zaten o nedenle uluslararası yargıda en çok mahkum olan biziz...
Gerçek bir adaletin tecellisi için yapılacak iş 'hukuksal bir özeleştiri'
sürecini başlatmak...
Bunun ilk başı da, bilimsel bir konferansı ertelemekte beis görmeyen
mahkemenin iki üyesinin üzerine projektör yakarak hukuksal icraatlarını
gündeme getirmekten geçiyor...
Bakalım ne çıkacak?"
Dün, üç hafta önce sorduğum sorunun cevabını büyük gazetelerden
sadece birinin diplerinde buldum. 23. sayfadaki haber "Ermeni
Konferansı'nı durdurma kararının kalktığını" söylüyordu...
Bir tek Radikal gazetesi habere çok geniş bir yer ayırmıştı...
Diğer gazetelerde ise haber hiç yoktu... Halbuki, Boğaziçi ve Sabancı
Üniversitesi'nin itirazı üzerine İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin
"iptal" kararını görüşen Bölge İdare Mahkemesi kararı
26 Eylül'de iptal etmişti. İptal kararı, itiraz eden üniversitelere
dün tebliğ edilmişti.
Bölge İdare Mahkemesi kararında İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin
iki üyesinin "yetkisini" aştığını vurguluyor. İdari Mahkeme'nin
"yetki sınırı", İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda belirtilmiş.
Bölge İdare Mahkemesi "İptal kararını kaldıran" gerekçesine
şöyle devam ediyor:
"İdarenin yargı yerinde dava açabilmesi için ortada tesis edilmiş
bir işlemin mevcut olması, bu işlemin 'idari' nitelikte bulunması
ve idari yargı yetkisinin sınırları içinde kalmasının gerekli olduğu
açıktır. Dosyanın incelenmesinden, davalı idareler tarafından idari
davaya konu olabilecek nitelikte bir işlemin tesis edilmediği anlaşılmıştır.
Ortada idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu
nitelikte idari bir işlemin bulunmaması karşısında, yasanın 27.
maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması talebi hakkında karar verilmesinde
hukuki isabet bulunmamaktadır."
Henüz üyesi olduğu mahkemenin "yetki sınırını" bilemeyen
ya da bunu bilmezden gelerek yetkilerini aşanların bulunduğu bir
yargı sistemini nasıl düzeltebiliriz?
Göz göre göre, Türk hukuk sisteminde görülmemiş bir skandala imza
atan hukukçular için yaptırım var mıdır? Yaptırım yoksa bu garip
uygulamalar nasıl düzelir...
Olmadık kararlara imza atanlar için Türk hukuk sisteminde bir yaptırım
olmadığını biliyorum...
İstanbul 5. Asliye Hukuk Hakimi Nesrin Merih Güner, Yargıtay 4.
Hukuk Dairesi üyeleri Ülkü Aydın, Şerife Öztürk ve Mehmet Uyumaz
muhalif üyelerin karşı görüşlerine rağmen "vatan haini"
suçlamasının hakaret olmadığına bir şekilde karar vermişti. Ne oldu?
Hiç...
Hukuk mantığına ve ruhuna aykırı hareket eden, hukuk yerine farklı
"kriterler" uygulayanlara karşı tek yaptırım, kamuoyunun
hukuksal denetimi... Yargı içindeki alınan kararlara gösterilecek
ilgi...
Türkiye'yi az kalsın ayağından vuran "konferansı iptal"
kararının, mahkemenin sınırlarını "bilmeyen" iki üye tarafından
alındığı yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararı sadece tüm gazetelerde
değil, birinci sayfalarda da yer bulmalıydı...
Bulmayınca, bunu oraya koymayanlar da dahil herkesin "hukuk
mantığı" dışındaki kararlara bir gün kurban gitmesi mümkün
çünkü...
Mehmet Altan, Sabah
15.10.2005
|