| |
CHP Kongresi'nden Notlar.
CHP'nin 31. 'Olağan' Kongresi'nde il başkanlarının ittifakıyla
Kongre, Ankara il başkanını, başkanlık için aday olarak önerdi ve
şekli bir oylama yaptı. Kongre Başkanı seçilen il başkanı Kongre'nin
belki de yarışmalı bir süreç içermeyeceğinden emin olduğundan amaçlarının
'genel başkanlarını başbakanlığa' taşımak olduğunu söyledi. Hukukçu
olmasına rağmen böyle bir arzuyu seçim öncesi böylesine içten bir
şekilde ifade etmesi Kongre'nin Baykal dışında kimseye açık olmadığının
ön kabulünden geldiğini düşündüm.
Döğüş tekniklerinin sergilendiği son kongreden bu yana Baykal geleneksel
maharetini konuşturarak, gereken cerrahi işlemleri yaparak rakip
ve görünen muhalif bırakmamıştı. Salonun sağ üst köşesindeki büyük
pankart da bir kelime eksiğiyle bunu söylüyordu galiba:
"CHP'yi kimse teslim alamaz"..
Bunu "CHP'yi kimse Baykal'dan teslim alamaz" diye okumak
lazımdı.
Kongre başkanı gene önceden verilen önerge doğrultusunda divanı
oluşturdu ve bu kez o Baykal'ı çağırdı. Saat on birdi. Üç saatlik
bir konuşma dinleyeceğimizden henüz haberdar değildim.
Kongreye gelmiş hiçbir yabancı konuk yok. Türkiye AB süreciyle dışa
açıldıkça CHP de galiba aynı oranda içe kapandı.
Geniş bir vizyon, umut olacak bir perspektif beklerken alışageldiğim
bir söylev ile rastlaştım. Konuşmanın ikinci saatinde ise taktik
değiştirdim. Artık Baykal'ın söyleyecekleri yerine "Söz etmediklerini"
not etmeye başladım.
CHP batılılaşmanın, modernleşmenin partisi olarak farklılaştığını
söylese de salonda bir tek AB bayrağı yoktu. "Hiç AB'den söz
etmedi" diye düşünürken iki saat sonunda söz AB'ye geldi. AB
sürecinin analizleri yerine "bizi tam üye olarak almayacakları,"
alsalar da "tam üye" yapmayacakları iddiasını duydum.
Baykal zaten bugüne kadar rejimin yapmış olması gerekenleri AB sayesinde
yaptığımıza aldırmıyor. AB'nin bu işe yaradığını söylemiyordu.
Zaten tarımın yok olduğundan elma üreticisinin vahim durumuna, rejimin
elden gittiğine, yolsuzluğun alıp yürüdüğüne, ekonominin zorluğuna
kadar beyazı olmayan bir resim izledik. Baykal döndüre döndüre bunları
söyleyerek bundan sonrası için kurtuluşun CHP'de olduğunu vurgulamak
istiyordu. Seçmen bunu görürse rejim ve ülke kurtulacak yahut da
felaket olacaktı. Rejimin elden gitmekte olduğu konusu kadar terör
de bu tablonun önemli rengiydi. Baykal Kürtlerle PKK'yı ayırmak
gerektiğini, Kürt vatandaşlara kucak açarken PKK'ya da haddini bildirmek
gerektiğini, hükümetin bunu yapamadığını söyledi. Ama ne derin devletten,
ne de son Şemdinli'deki rezaletten söz etmedi. Halkın bombalanması,
yapanların JITEM olduğunun anlaşılması, Susurluk şüpheleri Baykal'ın
gündeminde yoktu.
Bu çok uzun konuşmayı dikkatlice dinledim. Ama sanayi sonrası döneme
tek bir yollama bile yapmayan yıpranmış bir eski siyaset anlayışı
dışında pek bir şey bulamadım. Umutlanmak arzusuyla buralara gelmiş
çileli insanlar alışık oldukları bu oyunun sıkılmış figüranları
gibiydiler..
İnsan salonun tümüne, Kongre'nin havasına baktığında bırakın solu,
sosyal demokrasiyi, ilericiliği CHP'nin modernleşmenin mirasını
da tüketeceğinden korkuyordu.
Mehmet Altan, Sabah
20.11.2005
|