|
Türkiye belki de çok uzun yıllar devlet eliyle "uluslaştırılmaya"
çalışılan bir toplum olduğu için hep "çabayla elde edilmemiş
özelliklerimizi" tartışıyoruz...
"Çabayla elde edilmemiş özellikler" ne demek?
Doğuştan var olan özellikler...
Türklük, Kürtlük... Sünnilik, Alevilik...
Henüz bunların ötesine "insanın kendi becerisiyle elde ettiklerini"
tartışma aşamasına geçemedik...
Son tartışma konumuz "üst kimlik", "alt kimlik"
tartışması...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı"
gibi hukuksal bir tanımın hepimizi daha derinden birleştireceğini
söylüyor...
Muhalefetten ise "ırk" üzerinden köpüklenen bir salvo
geliyor...
Türkiye'de bu devletin "üyesi" olan herkes Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı ama herkes Türk değil... Bu çok derin ve önemli bir sorun
mu?
Türkiye'yi tehdit eden hayati bir sorun mu?
Aynı hararetli tartışmayı "kentleri nasıl daha fazla zenginleştiririz?"
gibi bir konu etrafında görmüyoruz...
Siyasete harcanan ve pek de bir işe yaramayan enerjiyi "nasıl
zenginleşiriz, nasıl özgürleşiriz?" sorusuna cevap bulmak için
harcasak Türkiye kanatlanır...
"Üst kimlik, alt kimlik" itişkakışı yerine, Türkiye'nin
"ihracat yapamayan kenti var mı?" ya da "en fazla
ihracat yapan kentimiz hangisi?" sorusuyla birazcık ilgilensek
fena mı olur?
Geçenlerde bir gazetenin arka sayfalarının birinin altlarında "ilk
ihracat" lafını gördüm... Haberin ara başlığıydı...
Meğer "Türkiye'nin ihracatı olmayan tek kenti" kalmış
o da yakın zamana kadar Muş imiş...
Yakın zamana kadar diyorum çünkü birkaç gün önce ihraç edilen barit
madeni sayesinde, artık "ihracatı olmayan kent" kalmamış...
Muş 578 dolarlık kişi başına gelirle Türkiye'nin en fakir ikinci
kenti... Kent valisi, şehri kalkındırmak için neler yaptıklarını
anlatırken, Organize Sanayi Bölgesi için ayrılan 46 parselden sadece
23'üne talip çıktığını da belirtiyor... Teşvik Yasası da hiçbir
işe yaramamış...
Neyse ki Muş Endüstri Holding devreye girip bariti ihraç edince,
fakirlik bitmemiş ama "ihracat yapmayan tek kent" unvanı
geride kalmış...
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla "dışa açık büyüme" stratejisine
geçmişti, ancak 25 yılda ihracat yapmayan kenti bulunmayan ülke
noktasına gelebildik...
Bir başka haberin satır aralarında ise, G.Antep'in ihracat performansını
gördüm...
Geçen yıl G.Antep iki milyar dolarlık ihracat yapmış, üstelik de
yüz yirmi beş ayrı ülkeye...
Kayseri'de de büyük bir enerji var ama sanıyorum Anadolu kentlerinin
şampiyonu G.Antep...
Geçtiğimiz hafta Türkiye'yi ziyaret eden İtalyan işadamları da buralara
yatırım yapmayı düşündüklerini söylüyordu...
En fazla zenginlik üreten, en fazla ihracat yapan, en çok katma
değer yaratan, kısacası Türkiye halkının her bir ferdinin yaşam
kalitesini artıran zihniyet "üst kimlik"tir desek ve "ırk
ve din" etrafında tutsak kalmaya son verebilsek, bu çok mu
zor acaba?
Galiba çok zor. Ama ırk ve din etrafında "var olmaya"
çalışmak çok kolay.
Nobel alarak, patent üreterek var olmaya çalışmak yanında, ırk ve
din üzerinden çekişmek zihinsel çaba açısından bakıldığında nedir
ki?
Türkiye değişiyor... Ekonomik olarak Muş'un da ihracatçı kent kimliği
alması bunun simgelerinden biri...
Ekonomik atılım hızı ne yazık ki zihniyet değişiminin süratinden
çok daha fazla... Tüm kurumlar "Türkiye'nin en büyük düşmanı
sefalettir" şiarı etrafında kenetlense, sorun kalır mı?
Tabii kalır, siyasette egemen olma kavgasının kahramanlarının işsizlik
sorunu...
Ama, doğrusu bu da bizi pek ilgilendirmez.
Mehmet Altan, Sabah
28.11.2005
|