| |
"İnanca saygısızlık" ile "fikir özgürlüğü"
arasındaki sınırı ihlal ederek koyu bir antiMüslüman duygusu kışkırtmaktan
tutun da, kaba ve ilkel bir milliyetçilikle Türkiye'deki kitleleri
topyekun Batı ve ABD karşıtı bir redde sürüklemeye, gittikçe sertleşen
cumhurbaşkanlığı kavgalarından İran'ın nükleer santralinden çıkan
ve tüm Ortadoğu'yu saracak yangına kadar onlarca yazı konusu arasında
salınıp durdum.
Ama her birini erteledim.
Erteledim, çünkü her biri başlı başına gündem konusu olan bu konular
zaten ilk sayfalarda hak ettikleri yerleri alıp tartışılıyorlardı.
Ben gazetelerin biraz daha kuytularına girmeyi tercih ettim.
Siyasetçiler, gazeteciler, savcılar nasıl gazete okur, hem biliyorum,
hem bilmiyorum. Ama daha önemlisi gazete okuru nasıl gazete okur?
Benim dikkatlice okuduğum ve deprem yaratması gerektiğini düşündüğüm
gazete haberlerinden bazı ayrıntıları burada hatırlatma babında
ele almaya karar verdim.
Rastladığım haberlerden biri "otopark ihalesi karşılığında
bir işadamından rüşvet olarak Mercedes otomobil aldığı gerekçesiyle
6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan" ve on altı ay hapis
yattıktan sonra bir hafta önce tahliye olan eski Batman Valisi Salih
Şarman ile ilgiliydi.
Vali, uzun süre kamuoyunu meşgul eden "kayıp silahlar"
davasından da yargılanmış ve beraat etmişti. O davayla ilgili haberi
dikkatle okudum.
"...Şarman, o dönem silahların alınması emrini verenlerin daha
sonra kendisine sırt çevirmesinden şikayet etti. Dönemin Başbakanı
Tansu Çiller'in 2000 yılının şubat ya da mart ayında kendisini bir
kez aradığını ve bilgi istediğini kaydeden Şarman, 'Dilerseniz yanınıza
gelip detaylarla anlatırım' teklifi karşısında Çiller'in 'Aman ha
sakın gelme' şeklinde tepki gösterdiğini hatırlattı.
Ancak, Çiller'in televizyonlara çıkarak 'Biz verdik o yetkileri'
dediğini de hatırlatan Şarman o günleri şöyle anlattı: Mert davranan
o oldu. Sonradan ortadan çekildi. O dönem Terörle Mücadele Birliği
kurduk. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe sonradan çıkıp 'benim haberim
yoktu' dedi. Nasıl olmaz? Batman'a gelip birçok kuvvet komutanıyla
birlikte törene katıldı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan
Güreş de 'Vali'yi tanımam, bilmem' dedi. Bunlar onun verdiği emirle
oldu. Silahları Hava Kuvvetleri'nden temin etmiştik."
Bir başka haber "Tüzmen'den gümrüklere ilginç atama"
başlığını taşıyordu. Haberin alt cümlesi de şöyleydi:
"Abdi İpekçi katili Ağca'nın yurtdışına kaçırılması olayı hakkında
sorgulanan Fikret Bircan, bir süre önce İstanbul Gümrükler Başmüdür
Yardımcılığı görevine getirildi."
Haberde Ağca olayıyla ilgili şöyle bir ayrıntı da vardı: "Gümrük
görevlisi Ali Yavuz'un ifadesi sonucu gözaltına alındığı ortaya
çıkan ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkemesi'nde
yargılanan Bircan'ın 'beş ay' içinde beraat etmesi, 'bir ayda' beraat
kararının kesinleşmesi dikkat çekti. Bircan'ın sadece bir sayfalık
ifade vermesi ve Ağca'yla bağlantısı konusunda sadece 'beş cümlelik'
ifade alınması da olayın dikkat çeken bir başka yönü oldu."
Bu haber, dünkü gazetede de kovalanıyor, aynı şahsın son Kapıkule
rüşvet olayında da adının geçtiği ve "rüşvet alanlar"
arasında bulunduğu belirtiliyordu.
Dünkü gazetedeki bir başka haber ise 28 Eylül 1979'da öldürülen
Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul'un katili olarak adı geçen Abdurrahman
Kıpçak'ın Cevat Yurdakul'un 27'nci ölüm yıldönümünden bir gün önce
öldürülmesiyle ilgiliydi.
Haberin bir bölümü şöyleydi: "1980 öncesi Abdi İpekçi'nin katili
ülkücü Mehmet Ali Ağca ile 'derin' ilişkiler içinde bulunan ve MHP
ana davasında yargılanan Kıpçak'ın 12 Eylül darbesinden önce kafasına
estiğinde solcu öldüren Ferhat Tüysüz ile birlikte birçok cinayete
karıştığı biliniyor. MHP ana davasında yargılanırken Aydın Telli
ile birlikte cezaevinden kaçan 'Köylü' lakaplı Kıpçak, 'Doğu'nun
Başbuğu' Yılma Durak'ın sağladığı sahte pasaport sayesinde yurtdışına
kaçtı. Avrupa'ya kaçtıktan sonra Mehmet Ali Ağca, Abdullah Çatlı,
Oral Çelik gibi isimlerle ilişkiye geçen Abdurrahman Kıpçak, daha
sonra uyuşturucu işine karıştı ve cinayetten 20 yıl sonra zaman
aşımına bir ay kala İstanbul'da 47 kilo eroinle yakalandı. Ülkenin
öldürülen ilk emniyet müdürünün cinayetinde adı geçmesine rağmen
sorgusunda Cevat Yurdakul'la ilgili tek soru yönetilmemesi dikkat
çekti. Bir süre önce serbest bırakıldı."
Gazeteleri nasıl okursunuz?
Daha arkalarda, daha kuytularda olan haberleri de okur musunuz?
Dikkatlice okuyunca öyle gerçeklerle karşılaşıyorsunuz ki kendinizi
"korku filminde" gibi hissediyorsunuz.
Yaşasın adalet, yaşasın hukukun üstünlüğü...
Mehmet Altan, Sabah
06.02.2006
|