| |
Aslında bu kadar kaba saba, ilkel bir baskı ile ortaya çıkan tablo
karşısında, yazı fazla zarif kalıyor. Şemdinli'de güpegündüz bomba
atanların yakalandığı andaki görüntülerden birini "yorumsuz"
olarak büyütüp koymak gerek.
Bu tür o kadar sahne gördük ki, hepsi örtüldü. Veren "rüşvet
verdiğini" açıkladı ama Lockheed askeri uçak alımındaki rüşvet
tek Türkiye'de ortaya çıkmadı. Darbeciler yargılanmadı. Hepimizi
andıçlayanlar cezalandırılmadı.
Eşref Bitlis'in ölümü aydınlatılmadı. Sonradan bankacılığı seçen
jandarma komutanı NTV'de "JİTEM yoktur" dedi, sonra varlığı
ortaya çıktı, kimse utanmadı. Askeri Ceza Kanunu'nun "askerlerin
siyasi demeç vermesini" yasaklayan maddesi paspasa döndü, hiçbir
sivil ya da askeri hukukçu ağzını açmadı.
Susurluk Çetesi'nin belkemiğini oluşturduğu söylenen generalin maceraları
Susurluk Komisyon Raporu'nda dudak uçuklatan şekilde tefrika edildiği
halde kimsenin kılı kıpırdamadı.
Son olarak askerlerin işadamlarıyla birlik olup "başbakan devirmeye
kalkıştıkları" birinci tanıkça açıklandı, gık çıkmadı.
Bu kadar rezalet ve skandala, "hukuk devleti" olmadığımızı
ispat eden çürümüşlüğe rağmen ses çıkarmayan Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu'nun (HSYK) Yargıtay ve Danıştay kökenli üyeleri şimdi
aslan kesilmiş bulunuyor.
Neşter-1 ve Neşter-2 iddialarının üzeri örtüldüğünde, eski Yargıtay
Başkanı ve Genel Sekreteri için belgeler yayınlandığında gösterilen
munislikle şimdiki şiddet biraz çelişir gibi...
Köylüye dışkı yediren subaya ceza vermediği için AİHM'de mahkûm
olanlar dahil kimseye böylesine bir ceza verilmezken, iddianamesinde
komutan adı geçirdi diye bir savcıyı meslekten atmak ne derece "objektif,
hukuksal, vicdani" gözüküyor?
Belli ki, gözlerimizin önünde cereyan eden Şemdinli olayı da Susurluk
gibi kapatılacak. Meslekten atılmaya çalışılan savcının iddianamesinde
öne sürülenlerin üstü örtülecek. Bomba atanları oraya kim gönderdi?
Astüst ilişkisinde bu kimin sorumluluğuna girer? Bu sorular cevaplanmayacak.
Tüm bunlar "nasıl olsa unutulur", "unutmazlarsa zorla
unuttururuz" refleksine tabii kılınacak. Ama "ya savcı
haklıysa" sorusu hep zihinlerde canlı kalacak.
Hepimiz için yazılan onca tutarsız iddianame hiçbir ceza almaz iken,
söz konusu asker olunca gösterilen tepki de rejimin niteliğini ortaya
koyan son belge olarak tarihe geçecek.
Savcıyı ihraç ettiniz. Peki, iddianameyi kabul eden mahkeme ne olacak?
Bence HSYK mahkeme üyelerini de meslekten men ederek tutarlılığını
korumalı. Ve bundan böyle de iddianamelerde asker adı geçirecek
herkesin bu akıbete uğrayacağı yasalara yazılmalı.
Hukuk "askerlerin suç işlediğini iddia, hatta ima bile edemez.
Eden meslekten men edilir" anlayışı yazılı hale gelmeli.
Buranın "askeri bir cumhuriyet" olduğunu, askeriye gözetiminde
asla demokratikleşemeyeceğini söyleyen "İkinci Cumhuriyet"
tezlerine koyu bir düşmanlık yapanlara durumu ithaf etmek gerek.
AB müzakere sürecine girmiş bir ülkede, iddianamenin mahkemede çürütülmesi
gerekmez miydi? Sivil olanlar için böyle olmuyor mu? Asker olunca
neden farklı olsun? Galiba temel soru da bu. Asker olunca neden
farklı? Hani Anayasa'ya göre herkes eşitti? HSYK'ya Adalet Bakanı
katılmamış. AB üyeliği için çabalayan bir hükümetin üstelik de Adalet'ten
sorumlu üyesi toplantıya katılsaydı, bir AB ülkesinde rastlanmayacak
böyle bir skandal karşısında ne yapardı? Hukuku mu savunurdu, güç
dengesini mi gözetirdi? Evrensel hukuku içselleştirmek yerine kentlere
karşı taşranın Haçlı Seferleri'ni yürütür gibi eşi başörtülü olmayanı
yok sayan bir anlayış peşinde koşturdukları için iktidarlarında
mahkemece benimsenen iddianame nedeniyle savcı ihraç ediliyor, bakan
ağırlığını koymuyor.
Geçen hafta söylediğim gibi, yaşama "temel hak ve özgürlükler"
üzerinden bakmak yerine "türban" üzerinden bakmanın AK
Parti'yi getirdiği nokta bu işte. Benim anlamadığım şey "askeri
cumhuriyet" olmamıza rağmen neden yalan söylendiği? Devlet
doğrudan ve dürüstçe "Biz askeri bir cumhuriyetiz" desin,
bizler de yorulmayalım. Bunu inkâr edip, fiilen buna uygun yaşanınca,
garip bir durum ortaya çıkıyor. Biz de "demokratik hukuk devletinin"
bu olmadığını anlatmakla ömür tüketiyoruz.
Bence "bombacıları" da savcı yapalım.
İki yüzlülükten iyice kurtulalım.
Mehmet Altan, Sabah
22.04.2006
|