|
Dünkü gazetelerin tümünü okuyunca tek bir konu üzerinde yorum yapmak
yerine, olup bitenin toplu bir resmini yansıtmanın daha doğru olduğunu
düşündüm.
Fotoğrafın tümünü görmeden, onların birer karesi halindeki olayları
değerlendirmek yaşadıklarımızı kavramakta yetersiz kalabilirdi.
Büyük resim neydi? Büyük resim "Çankaya" için "kovboylarla,
Kızılderililerin" kıyasıya savaşıydı.
Kimi yorumculara göre, bu kavganın ilk hamlesinde, ülkeyi kaotik
bir ortama getirmek ve erken seçime zorlamak vardı. Böylece cumhurbaşkanını
bu meclis seçmeyecekti.
Cumhurbaşkanlığı seçimini halka yaptırmaya yönelmek, AK Parti karşısında
büyük bir cephe oluşturup asker destekli Süleyman Demirel'i de oraya
oturtmak ise epeydir duyduğumuz ve hamle hamle oynanan bir başka
alternatifti.
"Kışla" ile "cami" üzerinden Çankaya kavgası,
doğru dürüst bir hukuk devleti ve demokrasi isteyenler açısından
tahminlerin ötesinde bunaltıcıydı.
Bunaltıcıydı, çünkü ortada hukuk kalmamış, "orman kanunları"
aynı 28 Şubat sürecindeki gibi egemen olmaya başlamıştı.
Başbakanlık Müsteşarı'nın "anayasa ile bağdaşmayan görüşler"
ileri sürdüğü manşetlere taşınırken, Evren'in "askeri darbeleri"
savunması, Muğla Başsavcılığı tarafından "fikir özgürlüğü"
çerçevesi içinde yorumlanıyordu.
Şemdinli Davası'nda ise mahkeme başkanı iddianameyi sansürleyerek
okuyor, Büyükanıt kısmı ile ast-üst ilişkilerini gündeme getiren
bölümleri atlıyordu.
Hukuktan yana biri için, bütün bunlar yargının siyasallaşması dışında
bir anlam ifade etmiyordu.
Kovboylardansanız, bunlara seviniyordunuz. Kızılderili iseniz hırslanıyordunuz.
İkisinin de dışında "hukuktan yana" biriyseniz de işin
cılkı çıktı diye hayıflanıyordunuz.
Tabii Çankaya savaşı, sadece kovboylarla Kızılderililer arasında
değil.
Kovboyların arasında da, Kızılderililer arasında da bolca "Çankaya"
taliplisi vardı. Onlar da aynı zamanda birbirleriyle çekişiyordu.
Kamplar arası ve kamplar içi kavganın medyaya ve kamuoyuna yansıyan
parçalarını bir bütün içinde görmek de her zaman kolay değildi.
Türk ve Kürt şahinlerinin terör şehveti de bu arada masum çocuk
araçlarına saldırı düzenleyecek kadar canavarlaşmakta beis görmüyordu.
Herkesi delirtecek ölçüdeki bu iğrenç provokasyonların amacı, ülke
üzerine biraz daha örtü örtmek, Türkiye'yi tümüyle eski günlere
götürecek olan Terörle Mücadele Yasası tasarısını itirazlara aldırmadan
yasallaştırmak.
Türk ve Kürt şahinlerin en kanlı provokasyonlarla ortalığı iyice
gererek, anti demokratik bir sürecin hızını artırmaya yönelik çabası
da, Çankaya savaşlarının zeminini oluşturuyor.
Kendi dışına açılamayan ve Merkez Bankası Başkanlığı seçiminde bile
rövanşist bir garip refleksle hareket eden AK Parti ile 28 Şubat'ı
yeniden sahneye koyan ve hukuk düzenini de bu istikamette harekete
geçiren militarist zihniyet karşılıklı çekişiyor.
Arada kaybolan ne?
Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşmesi... Bunun en işlevsel unsuru
ne?
AB müzakere süreci...
AK Parti bu süreci gündemden düşürdü. Sıkıntıları, özgürlükleri
genişleterek aşmak yerine "türban yasağını" tek sorun
olarak gören eski reflekslerine döndü.
Militer zihniyet ise zaten her dem hazır ve nazır. Şemdinli'yi kapatıp,
Çankaya'ya statüko yanlısı birini çıkararak çürümüş olan sistemi
devam ettirme arzusundalar.
"Dünyalaşmamızı" isteyenlere ise bu tabloda yer yok.
Hukuku çifte standarda tabi tutmadan, provokasyonları özgürlükleri
genişleterek aşacak, AB sürecinde ayağını gazdan çekmeyecek, "ne
kovboy, ne de Kızılderili" olan bir zihniyet arıyoruz...
Arıyor ama bulamıyoruz.
Mehmet Altan, Sabah
06.05.2006
|