| |
Asaf Savaş Akad, Cuma günü "İkinci Cumhuriyet
kuruldu m?" başlıklı yazısında şunları yazıyordu:
"1990'ların başında Türkiye'de 'İkinci Cumhuriyet' benzer bir
üne kavuştu.
Ülkenin siyasi gelişmesinin yönü tartışılıyordu.
Mevcut siyasi yapıdan memnun olmayan, mutlaka köklü değişikliklerin
yapılması gerektiğini savunanlara 'İkinci Cumhuriyetçi' dendi."
Akad, "Birinci Cumhuriyetçileri" de şöyle tanımlamaktaydı:
"Ancak, ismin tutma nedeni karşı tarafın bunu sevmesidir. 1923'te
kurulan ve bugüne kadar gelen siyasi ve toplumsal düzenin ufak tefek
değişikliklerle Türkiye'yi 21. yüzyıl'a götüreceğini düşünenler,
kendilerine böylece 'Birinci Cumhuriyetçi' deme fırsatını buldular."
Yazar kendi "yaklaşımını" da şöyle özetliyordu.
"Türkiye ciddi bir değişim, hatta dönüşüm geçirmek zorundadır.
Bu değişimi 1923'ün mirasçısı olduğunu düşünenler yapmazsa, başkaları
yapacaktır.
Eğer güç dengeleri dönüşüme izin vermezse, o zaman dış dinamikler
öne geçer. Tarihin kuralı budur."
Asaf Savaş Akad, özelleştirmenin hız kazanması sonucu "devletin
halkın ekonomik patronu" olmaktan çıkarılması yoluna girilmesini
ve burjuvazinin sözcülüğünü yapan TÜSİAD'ın artık Türkiye'de "çağdaş
bir demokrasi" istemesini, köklü reformlar istikametinde iyimser
gelişmeler olarak değerlendiriyor.
Bize "yeni ve demokratik bir cumhuriyet" armağan edecek
olan köklü dönüşümleri, "İkinci Cumhuriyet" kavramının
"tanımına" bakarak daha iyi tespit edebiliriz.
Alper Sedat aslandaş ile Baskın Bıçakçı'nın ortaklaşa hazırladığı
"Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü"nde, "İkinci Cumhuriyet"
şöyle tanımlanıyor:
"İkinci Cumhuriyet deyimi, 1991 yılından itibaren başka bir
içerikle yeniden telaffuz edilmeye başlandı.
1923 Cumhuriyeti'nin demokratik ve çoğulcu bir niteliği bulunmadığı,
egemenliğin halka değil bürokrasiye ve orduya ait olduğu, devletçi
ekonomik anlayışın bir 'soygun sistemine' dönüştüğü tespitlerinden
hareketle ortaya atılan, cumhuriyetin demokratikleşmesi ve siyasal
sistemin yeniden yapılanması amacı, İkinci Cumhuriyet'in kurulması
olarak nitelendi."
"İkinci Cumhuriyet"in kurulması için;
-Rejimin bürokratik yapısının değiştirilmesi,
-Devletin ekonomik ağırlığının azaltılması,
-Devletin şeffaflaşması
-Vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek
hale gelmesi
-Rejimin üzerindeki ordu vesayetinin kaldırılması,
-Tüm toplumsal tabakaların katılımıyla devlet çatısının üretken
ve demokrat olarak yeniden çatılması gerektiği de gene aynı maddede
yazılı...
Demek ki daha epeyce yol var...
...
"İkinci Cumhuriyet" kavramının içeriği bu kadar açık ve
netken bu kavram amansızca tahrif edildi.
Bu tahrifatı "kimlerin" ve "nasıl" yaptığını,
Cumhuriyet dönemi Türkiye ansiklopedisinin "Yeni Atatürkçülük"
bölümü şöyle anlatıyor:
"Devlet rejiminin restorasyonunu savunan bazı liberal eğilimli
aydınların ortaya attığı 'İkinci Cumhuriyet' fikrine gösterdikleri
ölçüsüz tepki, yeni Atatürkçülüğün rücu ettiği otoriter-totaliter
devletçi zihniyet hakkında fikir vericidir.
Atatürkçüler, .... Neoliberalizmin fanatik savunucularını, İslamcılar'ı,
Kürt Milli Hareketini ve Sosyalistleri 'İkinci Cumhuriyetçi' potasında
hemhal eden yorumlar yaptılar.
'Vatan hainliği' ithamlarının karakter hatlarını taşıyan bu karalama
söylemi, devleti iktisadi, toplumsal, politik vb. herhangi bir alanda
sınırlamaya dönük her öneriyi, cumhuriyet rejimine dönük her türlü
restorasyon tasarımını hedef aldı.
İslami rejim talebi de, dini, devlet otoritesinin nesnesi ve aracı
kılan Atatürkçü laiklik anlayışını eleştiren demokratik laik tasarımları
da, Kürt kimliğinin reddi politikasından vazgeçilmesi talebi de,
Kürt meselesinde militarizme ve şovenizme karşı çıkanlar da 'İkinci
Cumhuriyetçilik'le yaftalandı.
Bu sığ ve bağnaz tepki, Atatürkçülüğün, devleti toplumsal hayatın
asli öznesi sayan bir 'toplum görüşü', bir zihniyet kalıbı olmasının
sonucudur.
Atatürkçülük, bütünlüklü bir ideoloji olmaktan çok, topluma devlet
eliyle düzen verme, toplumu devletle uyumlu hale getirme kılavuzudur.
Yani aslında bir 'toplum görüşü' değil, bir 'devlet görüşü'dür.
Devletin toplumu yoğurabilme hakkını itirazsızca teslim eden ve
toplumun biçimlendirilmesinde de ancak devlete güvenen bir zihniyettir."
Halkı yadsıyıp, devleti kutsayan "Birinci Cumhuriyet"in
dibi delindi...
Bütün yaşadıklarımız bunu her gün biraz daha fazla sergiliyor.
Hatta öyle ki, Birinci Cumhuriyet'in lime lime dökülme hızı "İkinci
Cumhuriyet" yapılanmasının ivmesinden çok daha fazla...
Belki de Türkiye'nin en büyük sorunu bu...
Köhnemiş mevcut yapının hızla çökmesi ve yerini alacak olanın aynı
hızla siyasallaşamaması.
Mehmet Altan
Sabah - 25.01.1997
|